Türkiye’de Mültecilik – İltica, Geçicilik ve Yasallık Üzerine Bir İnceleme- Özge Bilginer

Paylaş

Geçici olmanın yasal sistem koşulu olduğu bir bağlamda mülteci deneyimini bireylerin hukukla ilişkisi üzerinden nasıl tanımlayabiliriz? Hukuk iktidar aracı olarak mültecilerin eylemliliğini yapılandırır, var oluşunu belirlerken, yasayla ilişkilenme hali mültecilere ne tür bir mücadele alanı açar? Zamansal ve mekânsal sabitlik mültecilerin hukuk ve yasallıkla ilişkilerini nasıl etkiler? Yerel ve ulus ötesi bağlamda geçicilik ve yasal belirsizlikle baş etme mekanizmalarını nasıl yapılandırır?
Türkiye’de mültecilik yasal belirsizlikte geçiciliğin sonlanma ihtimali üzerinden yasaya endeksli hayat kurarak ucu açık bekleme halidir. Mülteci deneyimini yapılandıran yasal belirsizlikte geçici özne olarak harcanan zamandır. Yasallığın inşa ve muhafaza sürecinde yasallığın, yasal statünün bireye ne sunduğu ve ne sunmadığıdır. Türkiye’de Mültecilik adlı bu eser, geçiciliğin yasal dayatma olduğu bir bağlamda mülteci olma koşulunu, halini, bireylerin yasayla kurduğu ilişki üzerinden ele almaktadır. Geçici olmanın mültecilerin yasal mücadelelerini, politik stratejilerini, gündelik hayat pratiklerini nasıl etkilediğini, geçici, yerel ve ulus ötesi bağlamda yasallığın nasıl inşa edildiğini ve bu sürecin mülteci deneyimini nasıl yapılandırdığını
incelemektedir.
Yrd. Doç. Dr. Özge Biner’in kaleme aldığı bu çalışma ilk olarak geçicilik, yasallık ve mültecilik arasındaki ilişkiyi tartışırken, ardından geçici özne olarak iltica prosedürüne tabi olan bireylerin hukukla ilişkilerine odaklanmanın geçici bağlamda örtüşen göç/göçmen kategorilerine değinmektedir. Uydu şehir kavramı tanımına açıklık getirirken mülteci yaşantısına etkisine, mültecilerin gündelik hayatla kurduğu ilişkiye, şehrin yapısına bakıyor ve çalışmanın öznesi olan Van’da yaşan İranlıların geride bıraktıkları yaşam, siyasi mücadeleleri ve devletle ilişkilerini ele almaktadır.

 

ChIh4RLWUAAK0Dg

 

Bu ülkeye ayak bastığımız günden beri “burada kalamazsınız, geçicisiniz siz burada” diyorlar. Ama gel gör ki geçemiyoruz bir türlü. Aylar, mevsimler, yıllar geçiyor beklerken, biz hep aynı yerde aynı “geçicilikte” duruyoruz… İnsan kendinden geçiyor bu ülkeden geç- meye çalışırken. (Mirhadi, 26 yaşında, 5 yıldır Van’da yaşıyor) Bu kitap mültecilik, geçicilik ve yasallık arasındaki ilişkiyi Türkiye’deki mültecilerin hukuk mücadeleleri üzerinden ele alıyor. Geçiciliğin iltica prosedürünün koşulu olduğu Türkiye’de sığınmacı ve mültecilerin hukukla ilişkilerini formel ve enformel aktörlerle olan etkileşimleri ve pazarlıkları üzerinden inceliyor. Çalışmanın düşünsel anlamda ortaya çıkışı 2006 yılında Fransa’da yaptığım bir çalışmaya dayanıyor. O dönem iltica alanında faaliyet gösteren kurumların topografyasını çıkarmaya çalışırken sorduğum birkaç soru oldu: Bulunduğu ülkede sığınma başvurusunda bulunan biri ne tür bir yasaya, yasal sürece tabidir? Başvuruyu hangi kurum değerlendirir? Başvuru kabul veya reddedildiğinde ne olur? Yasal statü ve tanınma bireye hak anlamında ne sağlar? Bu sorular pragmatik bir bakış açısıyla formüle edilmiş bilinmeyen sistem deşifresinde son derece hızlı yol aldırtan sorulardı. Fransa, Almanya, İsviçre gibi iltica yasa ve mekanizmalarının son derece katmanlı, karmaşık olduğu ülkeler bile iltica prosedürüne, aşamalarına, kurumsal aktörlere dair bir harita çıkartabiliyordu. Bir noktada bu soruları Türkiye’deki sistemin haritasını çıkarmak için kullandığımda tıkandım. 4 giriş Durum biraz karmaşıktı. Dört anahtar kavram vardı: “Coğrafi çekince”, “ikili prosedür”, “geçici misafir” ve “geçiş ülkesi”. Esaslı bir iltica yasası yoktu. Yasadan çok yasanın yokluğu üzerinden bir idare söz konusuydu. Yasanın yokluğuna rağmen iki ayrı prosedür, çok sayıda kurumsal aktör vardı. Sığınma talep eden kişi farklı kurumlar tarafından uygulanan iki ayrı yasal prosedüre tabiydi. Sığınma talebi haklı bulunduğunda “geçici” olduğu için Türkiye’de kalamıyordu. Başka bir yere yerleştirilme ihtimali vardı ama bunun da garantisi yoktu. Geçicilik meselesinin tam olarak neye karşılık geldiği anlaşılmazdı. Ne demekti “geçici” olmak? Nasıl geçici olunurdu? Geçici olan nereye nasıl geçiyordu? Bu kitap bu sorularla ortaya çıkan 2007-2012 yılları arasında yaptığım doktora çalışmamın gözden geçirilmiş halidir. Şimdi geriye dönüp baktığım zaman çalışmanın “geçiciliği” tahayyül edememenin uyandırdığı merakın ürünü olduğunu düşünüyorum. Başka bir ülkede mültecilerin yasal mücadelelerini anlamaya çalışırken, aklımın, merakımın bir şekilde Türkiye’ye kayması bu çalışmaya vesile oldu. O zamandan bu zamana çok şey değişti. İltica ve göç alanında bir kanun hazırlandı. Nisan 2014’te yürürlüğe girdi. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu olarak adlandırılan bu yasa iltica ve göç politikasında devlet geleneği ve stratejisinin değiştiğinin habercisi oldu. Bu dönüşüm sürecinde, Türkiye tarihindeki en büyük kitlesel mülteci hareketine tanıklık etti. 2011 yılından itibaren, Suriye’deki iç savaştan kaçan ve Türkiye’ye sığınan Suriyeli mülteciler geçiciliğin ve sistemsizliğin bireysel hayatlara yansımasını gözler önüne serdi. Yasallık ve “geçicilik” arasındaki ilişki bu defa yeni yasa ile sabitlendi. Sığınma talebinde bulunan bireylerin geçici özne konumu değişmedi. Yasal sürece dahil olmaları, Türkiye’de kal(a)mayacakları varsayımıyla süreçte tutulmaları, hâlâ yasal sistemin koşulu ve dayatısı. Türkiye’de kal(a)- mayacaklarsa nereye gidebilecekleri yasal sürecin bir çıkmazı. Bu çalışma geçiciliğin yasal dayatma olduğu bir bağlamda mülteci olma koşulunu, halini bireylerin yasayla kurduğu ilişki üzerinden ele alıyor. Geçici olmanın mültecilerin yasal mücadelelerini, politik stratejilerini, gündelik hayat pratiklerini nasıl etkilediğini, geçici, yerel ve ulus ötesi bağlamda yasallığın nasıl inşa edildiğini ve bu sürecin mülteci deneyimini nasıl yapılandırdığını inceliyor. Kavramsal olarak şu sorulardan yola çıkıyor: Geçici olmanın yasal sistem koşulu olduğu bir bağlamda mülteci deneyimini bireylerin hukukla ilişkisi üzerinden nasıl tanımlayabiliriz? Hukuk iktidar aracı olarak mültecilerin eylemliliğini yapılandırır, var oluşunu belirlerken, yasayla ilişkilenme hali mültecilere ne tür bir mücadele alanı açar? Zamansal ve mekânsal giriş 5 sabitlik mültecilerin hukuk ve yasallıkla ilişkilerini nasıl etkiler? Yerel ve ulus ötesi bağlamda geçicilik ve yasal belirsizlikle baş etme mekanizmalarını nasıl yapılandırır? Çalışmanın öznesi Van’da yaşayan İranlı sığınmacı ve mülteciler. Van, İran devletine sınırı olan bir şehir. Türkiye’nin doğu sınırından giriş yapan göçmenler ve sığınmacılar için önemli bir durak noktası. Hem göç hareketlerine hem de hareketin sınırlılığına aynı anda tanıklık eden bir şehir. Yerel, ulusal, uluslararası ve ulus ötesi alanda aktif olan formel ve enformel aktörlerin (devletler, uluslararası, devletlerarası kurumlar, kaçakçılar) birbirlerinden haberli veya habersiz aynı sahada faaliyet gösterdiği bir yer. İranlı mülteciler ise, Türkiye’de iltica alanındaki ikili prosedüre tabi olan sığınmacılar arasında en kalabalık gruplarından biri. Otuz yılı aşkın süredir İran’dan gelen farklı rejim muhalifi gruplar geçici ve yasal özne olarak Türkiye’deki iltica prosedürüne müdahiller. Aile geçmişi, sosyal çevre hikâyeleri üzerinden Türkiye’de mülteci yaşantısına yakından veya uzaktan aşinalar. Mülteci olma hali ve koşuluna dair iç görüsel farkındalığa sahipler. Aynı zamanda sığınma sürecini İran’a sı- nırı olan bir şehir ve devlette tecrübe eden bir grup. Geride bırakılan hayat ve insanlarla fiziksel yakınlık, korkuya sebep olan devletin hissedilir varlığı var olma koşullarını, devlet(ler)le ilişkilerini ciddi anlamda etkiliyor. Etnik köken, dini ve politik görüş anlamında son derece heterojen bu grup, kendi içlerinde Bahai Fars, Şii Fars, Sünni Kürt1 olmak üzere üç gruba ayrılıyor. Etnik köken, dini inanç, siyasi görüş yasal mücadele esnasındaki stratejilerin belirlemesinde son derece etkili. Yasallığın inşa sürecinde kullanılan iliş- ki ağı, bilgi ve strateji paylaşımı bu etkenler tarafından yapılanıyor. Yine de bu durum farklı gruplar arasında geçirgenliğin olmadığı anlamına gelmiyor. Hukuki bilinç oluşturmaya dair duyulan istek, arzu ve ihtiyaç bir noktada birleştirici oluyor. Yasallık bireysel ve kolektif eyleme dayalı bir süreçte inşa ediliyor. Yasanın rasyonalitesine duyulan inanç bu noktada belirleyici oluyor. İranlı mültecilerin yasa ve yasallıkla kurdukları ilişkide tutarlılık, sü- reklilik, ısrar ve sabır var. Yasal sürecin bir noktada hakkı teslim edeceğine, yasallığın geçiciliği sonlandıracağına inanıyorlar. Yasal sistemin işleyişini anlamak, kurallarına titizlik ve itina ile tabi olmak geçici hayattaki öncelikleri belirliyor. Yasal prosedürün içinde kalınabildiği sürece yasadan medet um- 1 Çalışmada bu üç gruptan “Bahailer”, “Farslar” ve “Kürtler” olarak bahsedildi. Bunun nedeni, gö- rüşmelerde Bahai Farsların kendilerini sadece Bahai, Şii Farsların sadece Fars, Sunni Kürtlerin ise Kürt olarak tanıtması ve konumlandırmasıydı. Bu tür bir sınıflandırma yasal mekanizmaları kullanan yerel ölçekteki kurumsal aktörlerin söylemlerinde de mevcuttu. 6 giriş maya devam ediyorlar. Yasal süreçte beklenmedik olumsuz bir durum ve çıktıyla karşılaşıldığında yasaya daha ihtiyatla tabi olmanın durumu değiştirece- ğine inanıyorlar. Yasal sürecin içinde geçirdikleri zaman, harcadıkları emek ve para arttıkça yasallığa olan bağlılık ve bağımlılıkları da artıyor. Öte yandan sürecin her aşamasında yasal sürecin dışına çıkma veya çıkarılma ihtimallerini göz önünde bulunduruyorlar. Özellikle yasal süreçten umudun kesildiği, belirsizlikte bekleme tahammülünün sıfırlandığı zamanlarda yasallıkyasadışılık seçenekleri arasında gelgitler yaşıyorlar. O noktada her iki seçene- ğin ekonomik maliyetini hesaplıyorlar. Düzensiz yollardan ülkeden çıkma se- çeneği çoğu zaman maddi imkânsızlıktan ve bir kerede yüklü nakit para gerektirdiğinden rafa kaldırılırken, yasal süreçte kalma yoluna gidiyorlar. Yasallık-yasadışılık arasında yapılan bu tercih yasallığın ekonomik maliyetinin daha az olmasından değil daha ödenebilir olmasından kaynaklanıyor. Özünde yasallığın maliyeti hiçbir zaman öngörülemiyor. Çünkü sığınma talebinin haklı bulunmasının ne zaman ülkeden çıkış iznine dönüşeceği, hatta dönüşüp dönüşmeyeceği bilinmiyor. Geçiciliğin bilinmeyen süresi yasallığın ekonomik maliyetini de kestirilemez kılıyor. Ne var ki, yasallığın maliyeti yasal süreç içinde geçirilen gün sayısı üzerinden belirlendiği için parasal tutar günlük ödenebiliyor. Bireyin yasal sürece inancının sarsıldığı anlarda bile yasanın içinde ısrarla kalmak istemesi genellikle bu durumla –maliyetin ödenebilir olmasıyla– alakalı oluyor. O noktada belirsizlikte bekleme tahammülünü arttırmanın yolu yasaya duyulan ama sonrasında eksilmeye başlayan inancı sabitlemekten geçiyor. Böylelikle her gün yasal süreçten olumlu bir haber alabilme umuduyla yasaya endeksli yaşamaya devam ediliyor. Süreçten olumsuz haber alındığında ise, prosedürün bir sonraki –itiraz etme– aşaması- na odaklanma yoluna gidiliyor. Yasallığın inşası birden fazla kere her seferinde farklı mekanizmaları harekete geçirerek yapılıyor. Yasallığın inşası ve muhafazası ekonomik, sosyal ve hatta kültürel sermaye ve bağlantılar gerektiren uzun soluklu bir performans işi. Bireysel ve toplu eyleme dayalı bir süreç. Geçmiş yaşantı en önemli referans noktası. İltica talep etme kararı, bunun neden, nerede ve nasıl yapıldığı kişisel karar ve eylemler üzerinden yapılandığı için bir yanıyla tamamen bireysel. Öte yandan bireysel iltica talebindeki haklılığı kanıtlayabilmenin yolu yasanın ve yasal sürecin ne olduğunu, nasıl işlediği, ne gerektirdiğini öğrenmekten geçtiği için bir o kadar da kolektif eyleme dayalı. Yasallığı inşa etmek, ne sunduğunu ve sunmadığını öğrenmek herkesin kendi deneyimi üzerinden katkıda bulundu- ğu toplu eyleme dayalı bilgi ve strateji üretim süreciyle gerçekleşiyor. Bu sü- giriş 7 reç yereli küresele olabildiğince farklı sosyal ilişki ağları üzerinden bağlayan ulus ötesi aktörler olarak hareket etmeyi gerektiriyor. Hukuki bilinç oluştururken ulus ötesi pratikler üzerinden gerçekleşen fikir, bilgi, strateji, para, mal ve duygu alışverişleri bu kişileri dünyanın farklı yerlerindeki insanlara ve hayatlara bağlıyor. Geçici özne olarak yaşadıkları yerde kalamaz ve gidemezken, şimdi de geçmişe dönük, gelecek odaklı yaşarken kendilerini geçici olmayan özne olarak tahayyül edebildikleri her yerle bağlantıya geçiyorlar. Bu çalışmadan hareketle şunu söyleyebiliriz: Mültecilik yasal belirsizlikte geçiciliğin sonlanma ihtimali üzerinden yasaya endeksli hayat kurarak ucu açık bekleme halidir. Mülteci deneyimini yapılandıran yasal süreçte ve belirsizlikte geçici özne olarak harcanan zamandır. Yasallığın inşa ve muhafaza sürecinde yasallığın, yasal statünün bireye ne sunduğu ve ne sunmadığı- dır. O anlamda mülteci olma hali ve koşulu değişken, tektipleştirilemez bir deneyimdir. Bu çıkarımlar sadece Van’da yaşayan İranlılar için değil, geçici özne olarak yasal sürece tabi olan, yasal statüye rağmen geçiciliğin sonlanmasını bekleyen tüm mülteciler için geçerlidir. Türkiye’deki iltica prosedürü ge- çicilik üzerinden kurgulandığı, yasal statünün haktan ziyade yeni belirsizliklere yol açtığı sürece de mülteci deneyimini yasal süreçte beklenen zaman üzerinden anlamlandırmamız gerekecektir. Bu çalışma altı bölümden oluşmaktadır: Birinci Bölüm’de geçicilik, yasallık ve mültecilik arasındaki ilişkiyi bu çalışmada hangi kavramlar üzerinden tartışıldığı anlatılıyor. Geçici özne olarak iltica prosedürüne tabi olan bireylerin hukukla ilişkilerine odaklanmanın geçici bağlamda örtüşen göç/göç- men kategorilerine dair ne söylediğine değiniliyor. İkinci Bölüm’de, uydu şehir kavramının tanımına ve uygulamanın mülteci yaşantısına olan etkisi yer alıyor. Uydu şehrin yasal ve idari kurallarının mültecilerin mekân ve gündelik hayatla kurdukları ilişkiyi nasıl etkiledi- ğini, bu kurallara endeksli hayatlar yaşarken, şehrin yapısı ve yerel dinamiklerinin ne tür bir yaşam alanına imkân tanıdığını inceleniyor. Üçüncü Bölüm’de, mültecilerin geride bıraktıkları yaşamlarına, İran’daki siyasi mücadelelerine, devletle ilişkilerine değiniliyor. Gitme kararı- nın hangi olaylar, deneyimler sonucunda nasıl alındığını, ne zaman hangi bağlantılar üzerinden eyleme geçirildiği inceleniyor. Mültecilerin etnik kö- ken, dini inanç ve politik görüşlerinin devlet(ler)le ilişkilerini ve sığınma süreci algılarını nasıl şekillendirildiği ele alınıyor. Dördüncü Bölüm’de; Türkiye’deki iltica hukukunun niteliği, yapısı ve işlevinden bahsediliyor. Yasal sistemdeki çoklu yapının işlevselliğinin incelen- 8 giriş diği bu bölümde geçiciliğin ve yasal belirsizliğin ne tür bir iktidar aracı olarak kullanıldığını, kurumsal aktörlerin karar verme sürecinde bu araçları nasıl kullandığı ele alınıyor. Yasallık ve yasadışılık arasındaki ayrımın hangi durumlarda son derece belirgin hangi durumlarda ayırt edilemez olduğunu yasal mekanizmalar ve çıktıları üzerinden tartışılıyor. Beşinci Bölüm’de, mültecilerin yasal sürece, kurallara nasıl tabi olduklarını, yasa ve yasal süreçle nasıl bir ilişki kurduklarını, bu ilişkinin yasal sü- recin gidişatı ve zaman içerisinde nasıl değiştiğini bireysel vak’alar üzerinden inceleniyor. Yasallığın inşa ve muhafaza edilmesinin bireysel ve kolektif olarak ne tür bir eylemlilik hali gerektirdiğini bireylerin kurumsal aktörlerle ve birbirleriyle etkileşimleri üzerinden ele alınıyor. Altıncı Bölüm’de, yasallığın, yasal statünün ne sunduğu ve sunmadığı soruları cevaplanmaya çalışılıyor. Yasaya endeksli hayatlar süren bireylerin statüler arasında ve eşiğinde beklerken geçicilikle baş etmede ne tür mekanizmalar geliştirdikleri inceleniyor. Yasal süreç içinde beklerken gündelik hayatı nasıl sürdürdüklerini, bunun için ne gibi bağlantılar geliştirdikleri ele alını- yor. Ulus ötesi alan üzerinden aktarılan kaynak ve bağlantıların bu kişileri hangi ülkedeki hayatlara ve insanlara bağladığını, bu bağlantıların yasal sü- recin olumlu veya olumsuz gidişatıyla neye dönüştüğü anlatılıyor.

kaynak kitabın giriş bölümü

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here