Anasayfa Köşe Yazıları Ulaş Munzur yazdı: 24 Haziran’ın Türk-İslam sentezli ittifakları

Ulaş Munzur yazdı: 24 Haziran’ın Türk-İslam sentezli ittifakları

Paylaş

Siyasal hayatımızla ilgili son yıllarda belki de en sık kullandığımız ifadelerden biri, “önümüzdeki seçim, ülke tarihindeki en önemli dönüm noktası olacak” şeklinde olanıdır ki bu tür ifadelerin işaret ettiği her dönemeç, gerçekten de toplumda ciddi kırılmalara, siyasette de önemli yol ayrımlarına neden olan sonuçlar üretti.

24 Haziran’da yine bir seçime gidiyoruz. Bu seçimin sonuçları da yine çok önemli olacak ve bu seçimden sonra da artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!

Bu yazıda anlatılmak istenen konuya geçmeden önce, toplumsal muhalefetin tek biçiminin seçimler olmadığını, toplumun siyasete katılımı ve müdahalesinin tek enstrümanının seçim sandığı olmadığını, daha önemli ve daha etkili daha birçok yöntem ve aracın mevcut bulunduğunu, fakat yazının asıl konusunun bunlar olmadığını bir kenara koymak gerekir.

Bu hatırlatmadan sonra şimdi konumuza dönelim ve yani 24 Haziran seçimleri sonrasındaki olası durumları da içerin birkaç hatırlatma yapalım:

24 Haziran seçimlerinin siyasal özneleri arasındaki olası geçişkenlikler seçimden sonraki toplumsal ikilimin şekillenmesinde önemli olacak gibi görünüyor.

Görünen veya topluma sunulan şekliyle, bugünkü siyasal tahterevallinin bir ucunda mevcut iktidarın devamı niteliğindeki “Cumhur ittifakı” dururken, diğer tarafta kendini muhalefet güçlerinin temsilcisi olarak gösteren “Millet ittifakı” var. Bu iki öbek dışındaki diğer siyasal özeneler ya yok sayılarak, ya da silikleştirilerek, siyasal arenadaki güç dengelerinin bu iki ittifak arasındaki çekişmeyle şekilleneceği algısı egemen kılınmaya çalışılıyor. Gerçi, seçim sonucunda yönetme gücünü elde edecek olan ittifakın hangisi olacağına göre, yeni dönemde bazı değişikliklerin olacağı kesin. Örneğin, bu ittifaklardan ilkinin iktidarında OHAL-KHK rejimi ile baskının, dayatılan tekçiliğin ve daha nicesini sayabileceğimiz uygulamaların süreceğini; ikinci ittifakın iş başına gelmesi durumundaysa, parlamenter sisteme dönüş olasılığının bulunduğunu, bir restorasyon sürecinin hayata geçirilebileceği vb. gibi bazı şeyleri söylemek mümkün. İki ittifak blokunun birbirlerine göre  bu ve buna benzer başka farklarının olduğu da elbette inkâr edilemez.

Peki, bu iki ittifakın birbirine benzeyen yanları, birbiriyle kesişen alanları var mı? İki ittifak, kendi siyasal ve sosyolojik kapsamını neye göre ifade ediyor ve bu bağlamda ufkunu neye göre tarif edip halka gelecekte ne vadediyor? Ki bence asıl can alıcı sorular bunlar.

Sayılabilecek bütün farklılıklarına karşın her iki ittifakın en önemli ortak noktası, ikisinin de Türk-İslam ideolojisi ile şekillenmiş olmasıdır. İki ittifakın toplumsal kesişim alanı, Türk ve İslam kimliklerinin bulunduğu bölgedir. Bu anlamda ikisi arasındaki tek anlamlı fark şudur: Halen iktidarda bulunan ittifakta ‘İslam’ kimliği daha baskınken, muhalefetteki ittifakta, ‘Türk’ kimliği daha belirgin görünmektedir. Ağır basan yanı farklı olmasına karşın Türk-İslam ideolojisi ikisinin de ortak niteliğidir ki bütün sorun da işte buradan kaynaklanmaktadır. Çünkü bu ortak zemin, iki ittifak arasındaki geçişkenliği mümkün kılmaktadır. Bugünkü seçim sath-ı mailinde çatışan bu iki ittifakın, üzerinde yan yana gelebileceği bu ortak payda, 24 Haziran’dan sonra Türkiye halklarını bekleyen en büyük tehlikelerden biri olacaktır. Seçimden sonra iktidarın ve yeni yönetimin şekillenmesinde bu ittifaklardaki çeşitli grupların, birinden ötekine doğru kayması söz konusu olabilir. Bu geçişkenliği meşrulaştırmanın yoluysa milli hassasiyetler ve manevi değerler üzerine inşa edilen ideolojik söylem olacaktır.  Çünkü her iki ittifak için de aslolan, köktenci bir çözüm üretmek değil, mevcudun sürdürülebilirliğini sağlamaktır.

Yakın tarihte yaşadığımız 7 Haziran ve 1 Kasım deneyimleri gösterdi ki mevcut iktidar bloku yönetimden seçim yoluyla ayrılmayı düşünmeyecek kadar gözü kara hareket etmektedir. AKP ve müttefikleri, onları mecliste azınlığa düşüren sonuçları değiştirmek için her türlü yolu deneyebileceğinin örneklerini ortaya koymuş ve sistemin, ‘Milliyetçilik’, ‘Atatürkçülük’, ‘Türkçülük’, ‘İslamcılık’ gibi argümanlarını kullanarak diğer siyasal özneleri de kendine nasıl yedekleyebileceklerini defalarca göstermişlerdir. Nitekim 1 Kasım seçimlerinde, HDP’nin ve Kürt muhalefetinin kriminalize edilmesiyle bu tutum, iktidarın istediği sonucu vermişti. Yine HDP’lilerin tutuklanmasında, Kürt muhalefetin şiddetle bastırılmasında, Afrin’e yapılan askeri müdahalede ve buna benzer başka birçok hamlede, şimdi muhalefette bulunan güçlerin önemli bir kısmı, iktidar blokunun arkasında hizaya girmekte bir sakınca görmemişti. Bugünün siyasal dengeleri elbette 1 Kasım seçimlerinin yapıldığı zamanki gibi değil. Fakat yine de bu iki büyük ittifak tarafından ortak payda olarak kabul edilen Türk-İslam ideolojisinin seçimlerden sonra ittifaklar arasında bazı olası geçişkenlikleri mümkün kılabileceğini akıldan çıkarmamak gerekir. Üstelik bu, ittifaklardaki siyasal öznelerin hem üst yapısında olasıyken, hem de bunların tabanlarında mümkün olabilecek bir durumdur.

Peki, durum nasıl aşılabilir? Elbette bu, ne sadece 24 Haziran seçimleriyle çözülebilecek bir sorundur, ne de bu günden yarına çabucak yaşanıp sonuçlanacak bir süreçtir. Bu, ancak bu günden zemini güçlendirilebilecek bir siyasal tutumla aşılabilecek bir durumdur. Bu gün yapılabilecek en önemli şey, yakın hedefi, evrensel ilkelere uygun demokratik, çoğulcu, eşitlikçi ve adil bir yönetim olan, bu hedefe ulaşmak içinse toplumun bütün kesimlerinin ihtiyaçlarına cevap olabilecek demokratik ve sivil bir anayasayı esas alan siyasal tutumun ikirciksiz bir şekilde desteklenmesi olacaktır. Sayılan bu ilkelerin bu gün işaret ettiği en önemli odak, HDP ve onun çevresindeki siyasal güçlerin oluşturduğu bloktur. Evet, bütün sorunların çözümünün adresi olmasa da, mevcut sorunların kaosa evrilmesinin önündeki tek önemli barikat, HDP ve çevresindeki güçlerin oluşturduğu odaktır. Bu nedenle tarih, her birimizin omzuna bu konuda bir sorumluluk yüklemektedir. Bu odağın desteklenmesi, demokratlar için, demokratlıklarından, sosyalistler için sosyalistliklerinden, komünistler için komünistliklerinden, dindarlar için dindarlıklarından, Türkler için Türklüklerinden vaz geçmiş olmaları anlamına gelmez ama bütün bu hedefler için daha yapılacak mücadelenin daha etkili bir şekilde yürütülebileceği demokratik bir zeminin ortaya çıkmasına katkıda bulunur.

Unutmamak gerekir ki tarih, ancak böylesi zamanlarda ortaya konulacak kararlı ve ilkeli tutumlarla doğru şekillenebilir. Tarihi doğru bir biçimde şekillendirmede hepimizin sorumluluğu var!

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here