Anasayfa Haftanın Yazısı Ümit Kıvanç : Zarrab’ı beklerken; 3,9710

Ümit Kıvanç : Zarrab’ı beklerken; 3,9710

Paylaş
Ülkece kilitlendik, duruşma tarihini bekliyoruz. Meşhur “piyasalar”, şahane iş dünyası, siyaset, askeriye, herkes bekliyor. İktidardan uzak, sıradan fânîler ve biz, kurbanlık azınlık da bekliyoruz. 3,9728. Diyorum ki işte, madem bekliyoruz, o sırada şu sorunun cevabını bulmaya çabalayalım: Rıza Zarrab ve Hakan Atilla neden ABD’ye gittiler?                                       Geçen yıl, Mart ayının son günlerinde Rıza Zarrab ABD’de tutuklandı. Zarrab’a yöneltilen suçlamalar, “kara para aklama” ve “dolandırıcılık”tı. Tam o sırada Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Nükleer Güvenlik Zirvesi için ABD’ye gitmeye hazırlanıyordu. Gazeteciler Erdoğan’a Zarrab’ı sordu. Cumhurbaşkanı, “Bu konu aslında ülkemizi ilgilendiren bir konu olmadığı gibi,” dedi, “bir para aklama konusu mudur, değil midir, bilmeden değerlendirme yapamam.” Erdoğan bu tek cümleden sonra spotu derhal Rıza Zarrab’dan Fethullah Gülen’e çevirdi, “kara paranın babaları orada duruyor” diyerek, “paralel devlet yapılanması”nın Amerikan okul düzenini nasıl “söğüşlediği”ne işaret etti. Gülen’cilerin “kara para aklama noktasında”ki faaliyetlerini ABD yöneticilerine bildirdikleri halde Washington’dakilerin “en ufak bir duyarlılık göstermedi[klerini]” ileri sürdükten sonra, Erdoğan, Zarrab davasının “ülkemizle alâkalı” olmadığını bir defa daha vurgulama ihtiyacı hissetti: “Rıza Zarrab’la ilgili varsa bir şey onu zaten orada, Rıza Bey’in avukatları da gerekli cevabı, gerekli şekilde onlara herhalde vereceklerdir ve kendisini de savunacaklardır. Bu zaten ülkemizle alâkalı bir konu da değildir. Bunu da çok açık söylemiş olayım.”

Yani 2016 Mart sonu itibarıyla, Rıza Zarrab davası “ülkemizle alâkalı bir konu” değildi. ABD’nin başkanı Barack Obama, New York Güney Bölgesi’nin Başsavcısı Preet Bharara’ydı. Dolar 2,87 liraydı.

Şimdi ABD başkanı Donald Trump. Bharara yok. Trump onu kovdu. Yerine Joon H. Kim geçti. Dolar, bu yazı yazılırken 3,9604’ten 3,9648’e gözümün önünde tırmandı, siz yazıyı okurken belki de dört lirayı bulmuş olur (dolar meselesini bir an önce geçmeliyim, çünkü insan oturup seyretmeye başlıyor; 3,9650’yi gördüm az önce göz ucuyla; neyse ki sonra yavaş yavaş düşmeye koyuldu).

ALÂKASI VARMIŞ GALİBA

Bir buçuk sene önce Türkiye ile alâkalı olmadığı en yetkili ağızdan ifade edilmiş olan Zarrab davası, hâlihazırda koca bir ülkenin kaderini etkilemeye aday. Hattâ hayatımızı altüst ediyor bile. Üstelik, daha beklenen ifşaat ortaya dökülmemişken.

 

Bu süre içerisinde hikâyemizde meydana gelen tek dramatik gelişme, yeşil giysili, yüzü asık “Dolar” karakterindeki değişim değil. “Alâkası yok”tan “vatandaşımızı itirafçı yapıyorlar”a, oradan da “17-25 Aralık tezgâhını ABD’de kurdular”a geçtik. Taşınabilen bir tezgâh olmalı bu. “Vatandaşımız”, sanık olmaktan çıkarılmış, tanık konumuna geçirilmiş görünüyor. Böyle olmasa bile savcılıkla “etkin işbirliğine” girdiğine, kendisini ömür boyu hapis yatmaktan kurtaracak çapta bir itiraflar silsilesini savcının önüne serdiğine -bu da değilse sereceğine- kesin gözüyle bakılıyor.

Cumhurbaşkanına ve Zarrab davasını “Türkiye’ye kurulmuş tuzak” olarak takdim etmek için çırpınan siyaset ve kalem erbâbına şunu sormamız gerekmez mi: Af edersiniz, bu vatandaşımız, tutuklanacağını bile bile neden gitti oraya? Sizce neden gitti?

Mantık, muhakeme gibi araçların gün içerisinde kullanılmasında sakınca görmeyenler, çok uzun süreli hapis cezasını göze alıp ABD’ye giden bir potansiyel sanığın hareketini açıklamaya ancak şuradan başlayabilir: Daha kötüsünden kaçtı.

Uzun süreli hapis cezasından daha kötüsü ne olabilir? İşkenceye maruz kalmak, yine uzun ama aynı zamanda özel eziyetli hapis cezası ve… ölüm. Öldürülmek.

Burada kalsa, ABD’ye gitmese, Rıza Zarrab’ı öldürmek isteyen çıkar mıydı? Kim öldürmeyi düşünebilirdi Zarrab’ı? Kimler?

Akla ilk olarak İran devleti geliyor. Zarrab’ın bir nevi İran’daki karşılığı olan Bebek “Kont” Zencani orada ölüm cezasına çarptırıldı. İran’ın, kendisine ait parayı tırtıkladığını düşündüğü Zarrab hakkındaki niyetleri de daha iyi olmasa gerek.

Zarrab’ın kendini hayatî tehlike altında hissetmesine yol açacak başka tehdit var mıydı? Bilmiyoruz. Muhtemel midir? Bilmiyoruz.

ALÂKA HEP VARDI, BOLDU, CANLIYDI

ABD’ye göre İran ambargosunu delmek gibi bir uluslararası suç işlemiş bulunan Zarrab, Fethullahçıların 17 Aralık operasyonu ile gözaltına alındığında, o sırada başbakan koltuğunda oturan Tayyip Erdoğan, “Altın ihracatı yapan bir zat,” demişti. “Ülkeye katkısının olduğunu biliyorum. Hayır işlerine girdiğini biliyorum.”

Sonra, hatırlarsınız, Zarrab dışarı çıkarıldı, fonda Türk bayraklı televizyon programıyla bu katkı ve hayır faslı allanıp pullanarak bize sunuldu.

 

“Bizimle alâkası yok”tan “Türkiye’ye tezgâh” aşamasına geliş süreci biz sıradan fânîler içindi. Meselâ üst düzey ABD’li yetkililer böyle bir gelişme sürecinden mahrum kaldılar; onlar için mevzu, şimdi vardığı yer neyse başta da öyleydi. Washington’un kafa adamlarıyla temaslarda Ankara’yı temsil eden üst düzey yetkililerin başlıca konusu Zarrab davası oluyordu.

Zarrab davasının, hiçbir meşru ve mâkûl sebebi yokken sırf, Türkiye’nin hâlihazırdaki yöneticilerine de değil, “Türkiye’ye” zarar vermek üzere kurulmuş bir tezgâh olduğunu ileri sürenlerin öncelikle izah etmesi gereken olgu şudur: Rıza Zarrab ABD’ye neden gitti?

Şöyle bir cevap akla yakın mıdır meselâ: Gezmeye gitmişti adam, yakalanacağını nereden bilsin?!

Değildir. Dolar şu anda 3,9567. Bak! Önce 66 oldu, şimdi de 70’e çıktı.

Muhteremler, bakınız, tezgâhtı şuydu buydu, fakat biz daha adamın oraya göz göre göre niye gittiğini izah edemez haldeyiz. 3,9589, 9572, 9557… düşüyor mu ne? Yok: 9568.

Üstelik, bunu izah etmeyi başardığımızda iş bitmeyecek, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın orada ne aradığını da açıklamamız gerekecek. Zarrab ABD’de, bankası ile ilişkilendirileceği kesin olan bir suçlamayla yüzyüze, tutukluyken Atilla’nın canı yalnız New York’ta bulunan bir hamburgeri mi çekmiş?

“Türkiye’ye tezgâh” tezinin, açıklamak şöyle dursun, içermediği, dokunmadığı, semtine uğramadığı olgu, bu iki insanın tutuklanacaklarını bile bile ABD’ye neden gittiğidir. Tutuklanacaklarını biliyorlardı, demek abartılı görünürse -ki, abartılı görünmesi için sebep yok aslında- ifademizi şöyle yumuşatabiliriz: tutuklanmayı ve uzun hapis cezalarını göze alarak. Ya da, daha titiz olalım, şöyle ayırt edelim: Hakan Atilla, tutuklanmayı göze alarak gitti, Zarrab tutuklanacağını bilerek. Zarrab’ın gitmeden önce ABD yetkililerini temsil eden birileriyle pazarlık yapmış, en azından temas kurmuş olması da beklenir. Şimdilik işi karıştırmamak için kenara itiyoruz ama bu çok güçlü ihtimal. 3,9699.

Ülkece kilitlendik, duruşma tarihini bekliyoruz. Meşhur “piyasalar”, şahane iş dünyası, siyaset, askeriye, herkes bekliyor. İktidardan uzak, sıradan fânîler ve biz, kurbanlık azınlık da bekliyoruz. 3,9728.

Diyorum ki işte, madem bekliyoruz, o sırada şu sorunun cevabını bulmaya çabalayalım: Rıza Zarrab ve Hakan Atilla neden ABD’ye gittiler?

Biliyor da söylemiyor değilim, yeminle! 3,9737.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here