Anasayfa Dergi Utanç yüklü her şey – Elend Aydın

Utanç yüklü her şey – Elend Aydın

Paylaş
Radyasyonla morarıp yaralar bağlamış sol göğsüm; “hastasın, bir şey yapma, sadece bana bak, bulutlu şeyler okuma ve düşünme” diyor. Ama sol göğsümün derinliklerinde bulunan şair kalbim, her zamankinden daha delice çarparak; “durma, yaz, oku, bulutlardan kaçmamakla kalma, yağmur ol!”* diyor ve ben hiç düşünmeden yağmura koşuyor, yağmura karışıyorum, yaraların geçici ama yağmurların ebedi olduğunu bir kez daha fark ederek.

Evet, yaralar geçici, ama yağmurlu yürek atımları ebedidir. Ve nerelerde, nerelerle atmaz ki yürek! Mesela bu aralar Sevgili Medya Doz’un Afrin Güncesi’nde atıyor kalbim, özellikle de demin okuduğum “Umudun Kirpikleri” başlıklı enfes yazısında (Özgürlükçü Demokrasi, 22 Şubat, Cuma) ve bir serçe telaşıyla atan kalbimi, tesadüfen yeşil kalabilmiş minik yoncayı ektiğim minik saksısıyla birlikte yağmura bırakıyorum. Yağmur da uyanıyor kalbim de. Çünkü minik, topraksız ve zamansız yoncacığı (Kürtçede “nefel” diye harika bir adı var yoncanın) Afrin’in yorgun çocuklarına selam olsun diye ekmişim ve kumrular yemesin diye nöbetini tutmayı da vazife bilmekteyim bu aralar.

Ama biz utanca gelelim yine, yağmurun ve kalbimin utancına! Evet, utanç yüklü her şey. Ne tahta ayakkabılarıyla dere-tepe saklambaç oynayan Afrinsever düşlerimiz ne “sesimiz uçakların sesinden daha gür!” diye cıvıldaşan çocukların sesi ne de yeri-göğü, geçmiş ve geleceği inleten, bu her biri yüzyıl ağırlığındaki gün ve geceleri deviren zeytin ağaçları, taştan ve ahşaptan köy evleri, “bahar yok mu bu yıl?” diye çırpınan bahçeler, gidenler ve yaralılar yalnız, yapayalnız! Haklı ve onurlu olsak da dünya hala sessiz, dört bir yanda gerçekleşen “eylemlerimiz” bu kahrolası çarkı durduramıyor. Çünkü Afrin hazırlıklı ve sonuna kadar yeterli olduğunu geçen her saniyede ıspatlıyor ama biz hazırlıksız ve yetersiziz! Lanetlemeler, çağrılar, protestolarla olmuyor, sistemiçi aktivistler, dünyayı ve hayatı onların güdümünde olmaktan kurtarmıyor. Çünkü tüm dünya çocukları Afrinli çocuklarla birlik değil, kadın ve erkekleri de… Çünkü kanlı diplomasilerini bertaraf edecek insanlık buluşmasını gerçekleştirmedik. Bu yüzden her yer Afrin değil, herkes Afrin değil, hepimizin Hrant da olamadığı gibi. Mazlumlar olarak, mazlumluğu zulümle birlikte felç edebilecek bir eylemsellik düzeyini yakalamamız şart, yoksa Afrin’ler bizden yana hep yalnız kalır. Ve utanç boynumuzu sıkan kıskaç olur böyle.

Keşke dünya küskün her Afrinli çocuğun (mesela “Jiyan; Umudun Kirpikleri”nden) öfkeyle yere çalıp kırabileceği bir cam küre olsaydı, minik bedenlerine saplanan kurşunlar konformist ve tekrarcı her şeye saplanıp bu berbat çarkın dönüşünü durdursaydı. Zira haklı olmak, haklıdan yana olmak, masumiyet yitimini engellemiyor. Güller dikenlere dönüşüp Afrinli yaralıların direngen canlarını yakıyor.

Yağmura yoncaya koştum, kumrular Afrin yoncasını yemek üzereydi, kovaladım, ama pır pır eden kalbim sevinmedi; “keşke çelik kanatlı katil kumruları engelleseydim” diyerek.

Morarmış göğsün altındaki deli kalbimle yağmurda kaldık, damlaların, Afrin’i vuran kurşunlara dönüşüp ikimizi vurmasını, çocukların küskün dudaklarını gelincik gülüşüne vermesini dileyerek.

Kalbimle ben yağmur yağmur sevgili Barin’in gül bedeninin çıplaklığını selamlıyor, huzurlu yüzündeki kirpiklerinin sonsuz bir şarkıya doğru kanat çırpışını görüyoruz. Küskün çocuklar, rengarenk balonlarla uçarak barışıyorlar hayatla ve hepimizle. Küskün çocukların elleri, zeytin dallarındaki kuşlarla zaferi müjdeliyor. Kalbimle ben yağmurda koşuyor; artık küskün olmayan güleç çocuklar, bir kez daha bizi yetersiz Afrinliliğimiz yüzünden sobelemesin diye hızlanıyoruz.


*Kürtçe anı-anlatı romanımın adı da “Em Bûn Baran” (Yağmur Olduk)

Fotoğraf: Fatma Koçak

kaynak :karınca

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here