Anasayfa Forum VİTES KUTUSU VE ÇAĞLAYAN’ DA ÜÇ İNSAN-Mehmet Çiçek

VİTES KUTUSU VE ÇAĞLAYAN’ DA ÜÇ İNSAN-Mehmet Çiçek

Paylaş

 

Yanlış anlaşılmasın, yazımın konusu otomobil tutkunları için değil, Makine Mühendisleri için de değil.

Farklılıkların bir arada yaşama mantığı, aslında sistemin tıkır tıkır çalışmasına yarayan bir dişli çark sistemi gibidir.

Vites kutusundaki dişliler birbirinden farklı boyutlarda ve birbirinden farklı yönlerde çalışırlar. Onların zıtlıkları bile uyumun parçasıdır.

Bizler neredeyse her toplumsal olayda bir dişli çarkı yok saydık, yerinden söküp atmaya, dişlerini kırmaya çalıştık.

Bizim farkına varamadığımız budur.

Çağlayan adliyesinde üç adam öldü, üç kurban. Üçü de halk çocuğuydu, üçünün de geçmişi garibandı. Biri dini cemaatlerin etkisi ve gücüyle bir yere gelmiş, savcı dahi olmuştu.  Diğerleri sol bir örgütün militanı olmuşlardı.

Aslında bana sorarsanız üçü de militandı derdim.  Biri legal militan, diğerleri illegal militandı.  Biri savcı olmuş, üstelik Siirtli, Kürt bir de yoksul bir terziymiş.

Üniversiteleri kazandığınızda bütün üniversitelerin etrafında çöreklenmiş olan cemaatlerin evleri,  yurtları vardır. Anadolu’nun bağrından kopmuş saf, temiz ve İslami hassasiyetleri olan körpe zihinler, hele bir de yoksul iseler,  bu cemaatlerin etkisi altına girmemeleri mümkün değildir.

Üniversitelerin etrafında, sisteme yakın bir cemaat değilseniz eğer, örgütlenmeniz, öğrenci evleri, yurtları açmanız mümkün değildir.

Belki açarsınız bin bir emekle bu yerleri, ama bir gece yarısı ansızın, hücre evi diye evinizin basılmaması için hiçbir garanti yoktur.

Sağ ve sisteme yakın bir akımdan geliyorsanız, sistemden beslenir adam olursunuz.

Savcı olursunuz, hakim olursunuz,  avukat olursunuz, öğretmen olursunuz. Sistemin her tarafına gelme şansınız olur.

Eğer soldan veya sistemin hedefindeki bir anlayıştan geliyorsanız,  sizden bir halt olmaz. Adam olamazsınız. Ya terörist, ya hain  ,ya çapulcu olursunuz.

Belki avukat, öğretmen, mühendis olursunuz, ama asla sistemin kilit noktalarında bir yere gelemezsiniz. Örneğin savcı, hakim zor olursunuz.

Bu kafa; her iktidara gelen anlayışın arka bahçesinde gizlidir.

Yani sistem farklı bir dişli çarka tahammül etmez, bulduğunda kırar gerekirse, yok eder. Bunun için yoksul halk çocukları sadece malzemedir.

Üç adam, üç halk çocuğu, üç yoksul çocuğu biri terziydi, diğerleri de emekçi çocuklarıydı. Biri oldu şehit ,diğerleri oldu terörist. İçlerinden zengin çocukları zor çıkar.

Bu yolların yolcuları yoksul halk çocuklarıdır,ölenler dehep bu yoksul sınıftan çıkar. Memleketi kurtaranlar ve gerçek sahipleridir aslında onlar.

TÜSİAD, MÜSİAD ve kaymak tabakanın çocukları bu yollara bulaşmaz, memleket kurtarma sevdaları bu kadar keskin değildir. Suya sabuna dokunmadan, otobüsün arka koltuklarında yolculuğun keyfini çıkarmaya çalışırlar.

Çağlayan’da üç insan. Kimileri; hükümet komplo yaptı, örgütle anlaştı, üçünü de devlet öldürdü, örgüt öldürdü der. Kim yaptıysa yaptı. Yaşanan olay, devlet denen mekanizmasının en acımasız katil ruhunun,  farklı dişliyi çıkarıp kırmak için yaşandığı andır, karşıtı da kendi benzeriydi. Kendi güçlerini göstermeliydiler. Üçünü de kurtarma gibi bir dertleri yoktu. Ama orada üç insan vardı.

Biri oldu şehit, diğerleri oldu terörist. Birinin ismi, Çağlayan Adliyesine verildi,diğeri mezar yeri bulmadığı için kendi evinin bahçesine gömülmek zorunda bırakıldı.

Ne kadar büyük bir acı, memleketinde mezar yeri bulamadığın için evinin bahçesine gömülüyorsun.

Hani, bu memleketin mayasında ölülere saygı vardı. İnanın hepimiz yalan söylüyoruz. Bırakın birbirine tahammülü, biz hiçbir zaman ölülerimize de saygı duymadık.

Aslında üçü de halk çocuğuydu, üçü de garibandı. Sistemin onlara biçtiği rolü oynadılar, buna göre biri şehit diğerleri terörist olmalıydı.

Kendi gibi olmayan, kendi gibi düşünmeyen, kendinden farklı insanlara tahammül etmeyen  bir toplumun ; iktidara kim gelirse gelsin ötekileri kendine benzetme mantığını  ürettiği, ben merkezci, jakoben düşüncenin toplumsal  bir yansımasıydı yaşananlar. Farklı dişin kırılması gerekliydi.

Bu kavga jakobenlerin, kendi dünyalarındaki hayallere ulaşmak için, halk çocuklarını fedai olarak kullanıp, amaçlarına ulaşma kavgasıydı.

Jakobenler memleketinde kendini sahipli zanneden Çağlayan’da üç kurban, üç insan, üç yoksul çocuğu.

Bir arada olabilmek için; kendi gibi olmayan, kendi gibi düşünmeyen insanlarla bir arada yaşamayı ne zaman öğrenirsek, o zaman tam bağımsız demokratik bir ülkenin koşulları oluşacak belki.

Bu jakobenlerin dünyasından sıyrılıp halk çocuklarının ölmemesi, ülkenin bir kaosa sürüklenmemesi, iktidarların dünyasından sıyrılıp, halkın çocuklarının bir arada yaşama duygusu güçlenir belki.

Hepimiz bu çocukların katillerine sessiz kaldık, hepimiz suç ortaklarıydık. TV’lerden film seyreder gibi, sonuçları ne olacak diye bekledik. Hepimiz orada olmalıydık. Yaşamı savunmak, yaşama sahip çıkmak, zalimlerin, jakobenlerin isteklerini kursağında bırakmak için. Hiç birimiz orada olamadık. Oysa orada olmalıydık ki, aptal şöförün heybesinden takmaya çalıştığı kirli çarkı boşa çıkarmalıydık.

O garibim çocuklar, sistemin kirli çarkları arasında bir Sami abiye kaldı. Yetmedi! Garibimin gücü yetmedi.

Sistemi kurtaralım derken farklı dişleri kırıp atmak bizde bir yöntem haline gelmiş.

Hepimiz Türkiye isimli otobüsün çilekeş yolcularıydık. Uzun bir yolculuğa çıkması ümidiyle hareket eden  bu otobüste, her şöför değişiminde  yeni şöförün aklına gelen ilk şey farklı dişlileri kırıp atmak oldu. Yanında getirdiği tıpatıp aynı parçaları gözüne hoş gelmeyenle değiştirmek, kim iktidara geldiyse kendini dayatmak bir yöntem haline geldi. Şoför beğenmediği dişliyi kırıp yok ediyor.

Çağlayan’da üç insan, üçü de yoksul çocuklarıydı. Biri şehit olan, diğeri mezar yeri bulamadığı için bahçesine gömülmek zorunda kalan bu ülkenin gariban çocukları.

Uğurlar olsun çocuklar, bakalım yerlerinizi kimler dolduracak.

Otobüse hayırlı yolculuklar.

 

Mehmet ÇİÇEK

rohat30@hotmail.com

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here