Anasayfa Haftanın Yazısı Yahya Madra :İfşa siyasetinin imkân ve sınırları

Yahya Madra :İfşa siyasetinin imkân ve sınırları

Paylaş

Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları bir kez daha bilindik bir gerçekle yüzleşmeye davet ediliyorlar. Fakat bu sefer, vatandaşlar bu gerçek ile küresel bir kamunun nezdinde yüzleşmek durumundalar.

Fakat burada önemli olan, gerçeğin içeriğinden ve doğruluk payından ziyade siyasi anlam ve ağırlığı ve önümüzdeki süreçteki ideolojik ve söylemsel mücadele bizzat söz konusu anlamın kendisi üzerinde gerçekleşecek.

Etyen Mahçupyan’ın zamanında ifade ettiği üzere, Erdoğan’ın destekçileri (seçmenlerin yüzde 35 ila yüzde 51’i arasında sallanan bir kesimi) suçlamalarda bir doğruluk payı olduğunu ille de inkâr etmemekteler.

Kuşkusuz bu suçlamaların düzmece olduğuna inanmak isteyen bir kesim olabilir. Fakat birçoğu, yapılanların (özellikle yolsuzlukların) Erdoğan’a olan desteklerini geri çekmeyi gerektirdiği konusunda ikna olmamakla birlikte, büyük olasılıkla suçlamaların gerçekliğini sorgulamayacaktır.

İkna olmayanlar arasında birçoğu Erdoğan iktidardan düştüğü takdirde, AKP 2002 yılında iktidara geldiğinden beri kazanmış oldukları maddi ve sembolik imtiyazları kaybedecekleri için duydukları endişeden dolayı bu durumda olabilirler. Diğerleri ise gerçeği ifşa edenlere (2013’de Gülen ve tayfası ve bugün ise ABD ve bir ölçüde de Kemal Kılıçdaroğlu) güvenmemekte.

Gülen ve tayfası ile başlayalım. Yüzeyde birçok popüler kimliğin (liberal aydınlardan AKP’li siyasetçilere) övgüsüne mazhar olmuş olsalar da bugün bir kısım yorumcu Cemaat’in diğer İslami cemaatler tarafından aslında pek de sevilmediklerini anlatıyor .

Bu biraz da Cemaat’in Türkiye’deki diğer siyasi İslam akımlarına karşı aldığı seçkinci tavırdan kaynaklanmış olabilir. Gülen okullarındaki öğrencileri “Altın Nesil’’ olarak adlandıran Cemaat, kendisini küresel piyasaların ve kamusal alanın simgesel kodlarını kullanmakta ehil, beşeri sermayesi yüksek, ılımlı (‘protestan’) İslamın küresel mümessili olarak markalaştırarak, köktenci, bağnaz ve kasabalı olarak kodladıkları öteki İslamcılardan farklılaştırmaya çalıştı. Böylece siyasi İslamın teşekkülüne zihin emeği-kol emeği ekseninde ayrışan bir sınıf farklılığı getirdi.

Dolayısı ile Gülen’e bağlı savcı ve polisler 2013’ün sonlarına doğru hamlelerini gerçekleştirdiklerine, Erdoğan’ın İslamcı destekçileri savunmacı bir refleks ile liderleri etrafında tahkim oldular.

Eğer suçlamalarda bir gram gerçeklik payı var idiyse de, bu suçlamalar onlara bugüne değin küçümseyerek muamele eden seçkinler tarafından yapılmıştı. Sınıf nefreti ve hıncı ifşa siyasetinin etkisine ket vurdu ve Erdoğan için kurtarıcı bir rol oynadı.

Bugün ise ifşa siyasetini icra eden emperyalistlerin şahı ABD. Ve Erdoğan bir kez daha gerçeğin siyasi anlamına ilişkin verilecek olan söylem savaşına olabildiğince hazır.

2010’ların başından beri Erdoğan’ın siyasal söyleminde aşamalı bir kayma oldu; 2000’lerin neoliberal küreselliğinden ilk önce bölgesel bir alt-emperyalizme ve oradan da yakın geçmişte, neo-Osmanlıcılığın çökmesinden sonra, emperyalizm-karşıtı bir milliyetçiliğe kaydı.

Bu iki ardışık dönem kabaca Suriye’deki iç savaşın farklı dönemlerine tekabül ediyor, fakat genel yönelim karmaşık bir sürecin ürünü olarak okunmalı. Bu dönüşüm sürecinin kökleri 2008’deki küresel finansal krize kadar uzanmakla beraber daha derin bir incelemeyi hakkediyor.

Fakat nedeni ne olursa olsun, Erdoğan’ın mevcut emperyalizm karşıtlığı, yapay da olsa işe yarıyor. Fakat bu söylem acaba Erdoğan’ın çekirdek İslamcı destekçilerinin Gülencilere karşı hissettikleri sınıfsal kinin duygusal hiddetine sahip mi?

Diğer bir ifade ile, Türkiye’deki Amerikan karşıtlığı Gülen karşıtlığı kadar güçlü bir duygu mu?  Erdoğan İslamcıları elde bir görüyor ve günün sonunda, imtiyazlarını kaybetmemek adına, kendi arkasında hizalanacaklarına emin.

Bu bağlamda, “yerli ve milli” Amerikan-karşıtlığının hitab ettiği asıl kesim milliyetçi sağ, zira bu kesimin ve eğer mümkünse — neden olmasın — ulusalcı solun en azından bir kesiminin oylarına sahip çıkmak istiyor.

Bu siyasi hesapların Erdoğan’ı bu zorlu süreçten sağ salim çıkaracağına dair bir garanti yok. En önemlisi, bu ifşa sürecinin uluslararası niteliğinden dolayı iktisadi ve diplomatik sonuçları itibarıyla herkesi Erdoğan’a ilişkin yapageldikleri siyasi ve ekonomik hesapları yeniden değerlendirmeye zorlayacak.

İslamcılar çok yakında Erdoğan ile yola devam etmenin maliyet ve faydalarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalacak. Aynı şekilde, milliyetçi sağ Bahçeli ile yola devam mı etmeli, yoksa Meral Akşener’in yeni partisine mi dahil olmalı sorusunu soracak kendisine. Veya—eğer Erdoğan iktidarı altında göreceli bir özerklikleri kaldıysa — askeriye ve bürokrasi de yola devletin avatarı olarak Erdoğan’la devam edip etmeme sorusunu sormaya başlayacak.

Günün sonunda Erdoğan’ın sahip olduğu en önemli koz, inancını yitirmiş ve yılgın kalabalıklara yeni bir dil sunacak söylem kabiliyetine ve siyasi güce sahip bir muhalefetin yokluğu; bu muhalefet Türkiye’yi kültür savaşlarının pençesinden kurtarıp, Kürt sorununa barışçı bir çözüm bulmalı ve rehine ekonomi politiğinden koparabilmeli.

İfşa siyaseti, kazanç matrisini değiştirip Erdoğan için başarısızlık riskini artırsa dahi, yeni bir hegemonya söylemi çevresinde inşa edilecek karşı-popülist bir cephenin yerini dolduramaz.

Ve böylesine, tepkisel değil kurucu olan bir siyasi tasarının yokluğunda, Erdoğan’ın böyle bir ifşa sürecinin ardından iktidarda kalmayı becerebilmesi muhalefetin siyasi enerjisini tüketecek ve hevesini kıracaktır.

Eğer muhalefetin bir başarı şansı varsa, bu ancak Erdoğan’ın kendi bekası için ustalıkla idare ettiği iç sınırları (Kürt ve Türk arasında, Sünni ve Alevi arasında, laik ve dindar arasında, şehirli ve köylü arasında, vs.) aşan yeni bir dil kurabilirse mümkün olabilir.

Türkiye’nin yuvarlanmakta olduğu krizin temelde iktisadi bir kriz olduğu göz önünde bulundurulursa, bu yeni karşı-popülist cephe odağına sınıfsal adaletsizlikleri almalı ve memleketi borçlanmayı derinleştirmeden başka bir şey vaat etmeyen neoliberal finansallaşmanın, “yerli ve milli” inşaat-altyapı-enerji-silahlanma kompleksinin hafriyatçı birikim rejimi ile birlikte kurduğu kapanın kıskacından kurtaracak kapsamlı bir iktisadi yenilenme gündemi önermelidir.

ahval

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here