Anasayfa Dergi Yalnızlık düşünüldüğü kadar kötü mü?

Yalnızlık düşünüldüğü kadar kötü mü?

Paylaş

Arılar insanlar açısından iyi örgütlenmiş bir toplum konusunda örnek bir türdür. Öte yandan, düşündüğümüzün aksine arıların binlerce türünden yalnızca birkaçı sosyal yaşamı benimsemiştir. Çoğu arı türü yalnız yaşar; zira bunun avantajları çoktur.

 

Arılar, toplumsal karmaşıklığın adeta sembolüdür. Petek biçimindeki (içine yiyecek depoladıkları) karmaşık yuvaları, yırtıcılara karşı savunma ve kaynak toplama faaliyetinin koordine edilmesi gibi iyi düzenlenmiş görevleri yürüten kalabalık kovan üyelerine ev sahipliği yapar. Başarılarımızın çoğu bu çeşit bir i şbölümünden kaynaklanır. Öte yandan, hayvan krallığında sosyal yaşamın da bir maliyeti var: Bazı nöronlarımızsa yalnız kalmaktan korkarlar. Bu nedenle, karmaşık toplumsal organizasyonların evrimin tepe noktası olduğunu varsaymanız anlaşılabilir bir durum.
Ancak bilinen 20 bin  türe sahip olan arıların yalnızca birkaç türü sosyal yaşam sürdürür. Hatta bazı arı türleri sonradan sosyal yaşamı bırakmış ve yalnız yaşamı tercih etmiş. Peki, neden böyle?

SOSYAL YAŞAM YORUCU VE MALİYETLİ
Öncelikle, içe dönük insanların iyi bildiği üzere, sosyalleşmek çok fazla enerji gerektirir. Fazla karmaşık böcek toplulukları, toplumsal davranışlarını yönlendirmek için kimyasal ve fiziksel sinyaller içeren ayrıntılı bir lojistiğe ihtiyaç duyar. Sosyal yaşam süren arı türleri “ekzokrin” bezlerini tek başına yaşayan kuzenlerine göre daha fazla geliştirmişler ve yalnızca bal arıları antenlerinde sosyal öncüllerinden daha az duyarga tüyleri taşırlar. Yalnız ve sosyal bal arılarının ayrıca sosyal iletişimde ve birbirini tanımada önemli bir rol oynayan farklı koku salgılama sistemleri bulunur. Yaşanılan çevre yeni ihtiyaçlar doğurduğunda veya kovanın genetik yapısı değiştiğinde, bu özellikler de zamanla yok olabilir.
Yalnızlıkla kıyaslandığında, sosyallik durumu büyümeyi engelleyebilir; bazen hayatta kalabilmek için arıların hızlı büyümesi gerekir. Washington’da bulunan Whitman College araştırmacıları, yiyecek aramaktan sorumlu olan anti-sosyal meyve arısının beyninin, deneyimli meyve arılarının bulunduğu bölgedekiler kadar geliştiğini buldu. Anti-sosyallik, kendi kendine yeterliliği de teşvik eder. Her bir meyve arısı kendisini nasıl savunacağını ve nasıl yiyecek bulacağını bilerek dünyaya gelir. Öte yandan bal arıları, kovanın bir köşesinde herhangi bir zamanda tüketmek için bir miktar yiyecek saklarlar.
Yalnız türler sosyalleşmenin faydalarını elde etmek için nasıl evrimleştiler? Her şeyden önce, diğer stres yaratıcılarla birlikte ortaya çıkan anti-sosyallik durumu, bir kovanın varlığını sürdürmek için gerekli minimum arı sayısını arttırarak ve bir kovanın istikrarlı bir yaşam olanağı tanıyacağı arıların azami miktarını azaltarak, tüm kovanın çöküşüne neden olabilir. Dolayısıyla, yalnızlığın yaygınlaşması pek arzu edilen bir şey değil.

 

HEM SOSYAL HEM YALNIZ TÜRLER DE VAR
Sosyal davranışlarda yaşanan değişim, evrimlerine ilişkin bir cevap olabilir. “Halictidae” ailesinin sosyal atalarından gelen H. Rubicundus türünden arılar, Avrupa’da hem yalnız hem de sosyal nüfuslara sahiptir. Farklı ortamlarda yaşayan arılar farklı davranışları tercih ederler: Sıcak iklimlerde H. Rubicundus toplulukları kovan oluşumunu desteklerken, soğuk havalarda yalnız yaşama eğilimindeler.
Ayrıca, iyi koordine edilmiş bir kovanda bile anti-sosyal bireylerin yaşamını sürdürdüğü durumlar da görülebiliyor. Ve yalnız arıların kolonideki diğer arılar tarafından hoşgörüyle karşılandığı görülüyor. Şayet birkaç yalnız arı, kendilerini tek başına davranmanın avantajlı olduğu yeni bir durumda bulurlarsa (örneğin yetiştirme mevsimi kısaysa ve arıların bir iş bölümü yapmaksızın kalkıp gitmesi gerekiyorsa) asosyal bir tür ortaya çıkabilir.

 

Ev sahibi bitkilerde gerçekleşebilecek değişiklikler de sosyal arıların tek başına davranma eğilimi göstermesine yol açabilir. Arının çevresine ve ihtiyaçlarına bağlı olarak, kovan faaliyetlerinin sabit bir kaynak etrafında koordine edilebildiği bir kovan yaşamında bir bitki hakkında uzmanlaşmak, genellikle daha faydalıdır. Yalnız arılar genelde tecrübe sahibidirler; bir bitkiden diğerine sürekli biçimde araştırma yaparlar.
Toplumsallık, evrimin doruk noktası değildir. Bu sadece sürecin bir başka sonucudur. Yalnız yaşayan arılar ve diğer türler, kimi zaman sosyal olanlardan çok daha iyi yaşarlar. Elbette sosyalleşme davranışı, türlerin ve toplulukların hayatta kalmasını sağlama hususunda birçok avantaj yaratır. Ancak, iyi bir komşu olmak, kovan yararına sağlanan tek fayda değildir. Bazen herkes tek başına kaldığında kazanır.

Yazının aslı Nautilus sitesinde yayınlanmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan) 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here