Yer gök kiralık işçi olacak

Paylaş

 

 

1) Yer gök kiralık işçi olacak

AKP Hükümeti, kiralık işçilik ile ilgili yasal sınırlandırmalar getirdiğini iddia ediyor. AKP’nin “kiralık işçi” tasarısında hangi durumlarda, hangi sürelerle ve kaç kiralık işçi çalıştırılabileceğine ilişkin bazı koşul ve sınırlandırmalar yer alıyor. Ancak detaylı bir incelemeyle bu sınırlandırma ve koşulların göstermelik olduğu anlaşılıyor. Tasarı Türkiye’nin dört bir yanında modern kölelik pazarlarının kurulmasına ve patronların birçok farklı gerekçe ile işçi kiralayabilmesine olanak tanıyor. Tarım ve ev işlerinde ne koşul, ne süre sınırı var. Diğer sektörlerde ise patronlar, tasarıdaki gerekçelere dayanarak, diledikleri sayıda kiralık işçiyi, 1 yıla kadar çalıştırabilecek.

TARIM VE EV İŞLERİNDE SINIRLAMA YOK

Tasarının 1. maddesine göre mevsimlik tarım işlerinde ve ev hizmetlerinde, başka hiçbir koşul aranmaksızın geçici iş ilişkisi kurulabilecek. Sayıları 500 bin civarında olan mevsimlik tarım işçileri, özel istihdam büroları tarafından kiralanabilecek. Mevsimlik tarım işçiliğindeki dayıbaşılarının yerine bürolar geçebilecek. Kiralık işçiliğin sınırsız uygulanabileceği bir diğer alan ise ev hizmetleri olacak. Temizlik, hasta, yaşlı ve çocuk bakımı, bahçıvanlık, kahyalık gibi ev hizmetlerinde çalışan ve sayıları 150 binden fazla olan ev işçileri de “sınırsız kiralık işçilik” ile karşı karşıya olacak.

İŞ AKDİ ASKIDA KİRALIK İŞÇİ KAPIDA

Tasarının 1. maddesine göre analık izinlerinde ve iş sözleşmesinin askıda olduğu hallerde kiralık işçi çalıştırılabilecek. Toplam 16 haftalık analık iznine çıkan kadın işçi yerine, bu süre boyunca işçi kiralanabilecek. Geçtiğimiz günlerde Meclisten geçen torba yasaya göre analık izninin sonunda kadın işçi 2, 4 ya da 6 ay süreyle haftalık çalışma süresinin yarısı kadar çalışabilecek. Ayrıca doğumdan sonra ebeveynlerden biri, çocuk ilköğretim çağına girene kadar, tam süreli çalışmadan kısmi süreli çalışmaya geçebilecek. Her iki durumda da işçi kiralama yoluna gidilebilecek.

Tasarı, işyerlerinde çalışan işçilerin iş sözleşmelerinin askıya alındığı hallerde de kiralık işçiliğe izin veriyor. İş sözleşmesinin askıya alındığı birçok durum söz konusu. En sık görülenleri söyleyecek olursak; patronlar, askere giden, hastalanan, gözaltına alınan, tutuklanan ya da ücretsiz izne çıkan işçilerinin yerine kiralık işçi çalıştırabilecek.

GÜNLÜK OLMAYAN TÜM İŞLER KAPSAMDA

Tasarıya göre, “İşletmenin günlük işlerinden sayılmayan ve aralıklı olarak gördürülen işlerde” geçici iş ilişkisi kurulabilecek. Tasarının gerekçesinde “Yeni bir yazılım geliştirilmesi, teknik bakım ve onarım gibi ihtiyaçların ortaya çıkması, belirli süreli proje işleri” gibi örnekler veriliyor. Patronlar, bunlar ve benzerleri, işyerinin rutin, günlük olmayan, zaman zaman görülen tüm işleri için işçi kiralayabilecek.

Tasarı iş güvenliği bakımından acil olan işlerde kiralık işçiliğe izin veriyor. İş güvenliğinin doğası gereği iş güvenliğinin sağlanması için gereken tüm işler acildir. İşverenler, ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda gereken her türlü iş güvenliği önlemini derhal almak zorundadır. Bu çerçevede baktığımızda, “İş güvenliği bakımından acil olan işler” koşulu uygulamada bir sınırlama getirmeyecek. Böylece patronlar, iş güvenliğini kiralık işçiliği yaygınlaştırmak için bahane olarak kullanabilecek.

DEPREMDEN KİRALIK İŞÇİLİĞE!

Tasarıya göre “Üretimi önemli ölçüde etkileyen zorlayıcı nedenlerin ortaya çıkması halinde” de işçi kiralama söz konusu olabilecek. Tasarının gerekçesinde bu tür zorlayıcı nedenler için “Sel, yangın ve benzeri doğal afet durumunda veya terör olayları sırasında işletmenin gerekli üretimi yetiştirebilmesi amacıyla” şeklinde bir örnek veriliyor. Ancak zorlayıcı nedenler bunlarla da sınırlı değil. “Salgın, hastalık, hükümetçe işyerine el konulması, belediyece yol çalışmaları nedeniyle işyerinde çalışmaların durması, ithalat ve hammadde yasakları ile hammadde yokluğu” da zorlayıcı neden olarak kabul ediliyor. Bir başka deyişle işverenler doğal afetleri bile fırsata çevirip “Üretimim düştü” deyip dilediğince işçi kiralayabilecek.

İŞ HACMİYLE KİRALIK İŞÇİ DE ARTACAK

“İşletmenin iş hacminin öngörülemeyen ölçüde artması halinde” de patronlara gün doğacak. Tasarının gerekçesinde “İhracat talebinin artması, iç piyasada öngörülemeyen talep artışı” gibi örnekler verilmiş. Ancak işletmenin iş hacminde öngörülemeyen artış, işletmeden işletmeye farklılık gösterecek ve buna patronlar karar verecek. İş hacminin öngörülemeyen ölçüde arttığını iddia eden her patron, işçi kiralama yoluna gidebilecek. Türkiye’de binlerce işletmenin bu gerekçeyi kullanarak işçi kiraladığı koşullarda, her bir işletme için gerçekten iş hacminde öngörülemeyen ölçüde artışın olup olmadığını denetlemek de mümkün olmayacak. Patronlar, bu gerekçeden sonuna kadar istifa edip işyerlerini kiralık işçilerle doldurabilecek.

Tasarı “Dönemsellik arz eden iş artışları halinde” de kiralık işçiliğe izin veriyor. Gerekçede ise “Gerçekleşmesi önceden öngörülen, bayram öncesi şeker üretimi ve paketlemesi” örnek gösteriliyor. Bu gerekçe, turizm ve inşaat gibi yılın belli mevsimlerinde ciddi iş artışları yaşanan sektörlerde, kiralık işçiliğin dizginsiz bir biçimde yaygınlaşmasının da önünü açıyor.

TAŞERONDA YAŞANAN KİRALIK İŞÇİLİKTE DE YAŞANACAK!

Sonuç olarak, kiralık işçiliğine ilişkin bazı sınırlandırmalar getiriyor gibi gözüken tasarı aslında fiilen esaslı bir sınırlandırma getirmiyor. Yukarıda sıraladığımız tüm durumlar, işverenler için ayrı ayrı işçi kiralamaya gerekçe oluşturuyor. Bu koşullara uyulup uyulmadığını, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri denetleyecek. Ancak binlerce, hatta on binlerce farklı işyerinde farklı gerekçelere dayanılarak işçi kiralama yoluna gidildiğinde fiilen bu denetim imkansız hale gelecek. Özel istihdam büroları ile patronlar, tüm sektörleri ve tüm işletmeleri modern kölelik ile donatabilecek. Nasıl kamuda kadrolu işçilerin yerini taşeron işçiler aldıysa, tasarı yasalaştığı takdirde özel sektörde de daimi işçiliğin yerini geçici (kiralık) işçiliğin alması sürpriz olmayacak!

KİRALIK İŞÇİ SAYISINDA SINIRLANDIRMA YOK GİBİ

Tasarı, “işletmenin iş hacminin öngörülemeyen ölçüde artması hali” dışındaki tüm kiralık işçi çalıştırma gerekçelerinde, kiralık işçi sayısına ilişkin hiçbir sınırlandırma getirmiyor. Patronlar, yasadaki koşulu sağladıkları takdirde, istedikleri kadar işçi kiralayabilecekler; dilerlerse kendi işçilerinden fazla sayıda kiralık işçi çalıştırabilecekler. Örneğin kendi 100 işçisi olan bir otel, “dönemsellik arz eden iş artışı”nı gerekçe göstererek yaz aylarında 1000 kiralık işçi çalıştırabilecek. Tasarı sadece “İşletmenin iş hacminin öngörülemeyen ölçüde artması hali”nde çalıştırılacak kiralık işçi sayısını işyerinde çalıştırılan işçi sayısının dörtte biri ile sınırlandırıyor. Ancak bu sınırlandırma 10 ve daha az işçi çalıştıran işyerlerini, yani Türkiye’de işyerlerinin yüzde 85.3’ünü kapsamıyor. Bu işyerleri, bu durumda, 10 işçiye kadar kiralık işçi çalıştırabilecek.

KİRALIK İŞÇİLİKTE 4+4+4 SİSTEMİ

Tasarıya göre, mevsimlik tarım işlerinde ve ev hizmetlerinde hiçbir süre sınırı olmaksızın kiralık işçi çalıştırılabilecek. Analık izni ve iş akdinin askıya alındığı hallerde ise, bu süreler boyunca işçi kiralanabilecek. Örneğin kadın işçi analık iznine ayrıldığında 16 haftalığına, erkek işçi askere gittiğinde 18 aylığına, işçi 3 ay rapor aldığında 3 aylığına kiralık işçi çalıştırılabilecek. Diğer hallerde ise geçici iş ilişkisi 4 ay süreyle kurulabilecek. Bu durumlarda, geçici iş sözleşmesi, toplam 8 ayı geçmemek üzere en fazla iki defa yenilenebilecek. Yani, 4+4+4 sistemi ile kiralık işçiliğin süresi toplam 1 yıla kadar uzatılabilecek. Bu uzatma sadece, “Dönemsellik arz eden iş artışları halinde” yapılamayacak. Geçici (kiralık) işçi çalıştıran işveren, bu sürenin sonunda aynı iş için 6 ay geçmedikçe yeniden geçici işçi çalıştıramayacak. Ancak işverenin başka işler için 6 ay beklemesine de gerek olmayacak.

 

2)Kiralık işçilikte ‘suistimal’ itirafı!

DEVLET YAPAR DA ÖZEL SEKTÖR YAPMAZ MI?

Tasarının 1. maddesine göre kamu kurum ve kuruluşlarında geçici iş ilişkisi kurulamayacak, yani kiralık işçi çalıştırılamayacak. Bu maddenin gerekçesinde ise “Kamu kurumlarında yürütülen işin devamlılık arz etmesi, kamu hizmetlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanması ve kamu sektöründe geçici iş ilişkisi kullanımının suistimale açık olması” nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarında sınırlamaya gidildiği belirtiliyor.

Yani AKP Hükümeti diyor ki, “Kamu kurumları yani devletin bizatihi kendisi kiralık işçiliği suistimal edebilir, kötüye kullanabilir, o yüzden devlette kiralık işçiliğe izin vermiyorum.” Ancak aynı hükümet, özel sektöre özel sektörde kiralık işçiliğe olanak tanıyor. Bu durumda şu sorular kaçınılmaz olarak gündeme geliyor: Amacı kamu yararı sağlamak olan, devletin idare ve denetimindeki kamu kurumlarında dahi kiralık işçilik suistimale açıksa; amacı kâr sağlamak olan özel sektör işletmelerinde bu ihtimal, bu tehlike söz konusu değil midir? Devlet kendisinden endişe ettiği bir konuda, kâr etmekten başka bir gayesi olmayan özel sektöre nasıl güvenebiliyor? Özetle söyleyecek olursak, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!

İŞTE ÖZGÜR DÜNYA!

Aslında mesele oldukça açık. Kiralık işçilik başlı başına bir emeği istismar etme biçimidir. Emek komisyonculuğu yaparak para kazanılan bir alanda suistimalin olmaması olanaklı değildir. Özel istihdam büroları kiralık işçilik üzerinden büyük paralar kazanmaya çalışacak, patronlar da kiralık işçilik ile iş gücü maliyetlerini en aza indirmeye gayret edecektir. Bu noktada suistimal, istismar, kötüye kullanma, istisna değil kural olacaktır. Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti bakımından örnek gösterilen ülkelerde dahi ağır suistimaller ve istismarlar yaşanmakta, bu durum sadece raporlara değil, filmlere de konu olmaktadır. Bu tasarı yasalaştığı takdirde neler yaşanacağını merak edenler, Ken Loach’un İngiltere’deki istihdam bürolarından bir kesit sunduğu İşte Özgür Dünya filmine göz atabilirler.

MADENDE YASAK, NÜKLEERDE SERBEST

Tasarıya göre yer altında maden çıkarılan işyerlerinde de kiralık işçi çalıştırılamayacak. Tasarıda bu yasak, “İş sağlığı ve güvenliği açısından tehlikeli olan yer altında maden çıkarılan işyerlerinde sektörel sınırlamaya gidilmiştir” şeklinde gerekçelendiriliyor. Buradan çıkarılacak sonuç açık. AKP Hükümeti, yer altı madenlerinde kiralık işçi çalıştırılmasını, işçi sağlığı ve güvenliği yönünden sakıncalı buluyor. O halde soruyoruz: İşçi sağlığı ve güvenliği bakımından tehlikeli olan tek sektör yer altı madenciliği midir? Madenler için sakıncalı bulunan kiralık işçiliğin, inşaat, uranyum üretimi, hava yolu taşımacılığı, doğal gaz dağıtımı, limanlar, itfaiyecilik, nükleer reaktör işletimi gibi sektörler için sakıncalı olmadığını kim söyleyebilir? Mesela bu tasarıya imza atan Çalışma Bakanı, kiralık işçi olarak çalıştırılan bir pilotun uçağına biner mi?

Bir noktanın altını çizelim. Kiralık işçiliğin kendisi, hangi sektörde olursa olsun, işçi sağlığı ve güvenliğine zararlıdır; kiralık işçilik sağlıksız, güvensiz ve güvencesiz bir istihdam biçimidir. Dünya örnekleri, kiralık işçilerin, daimi işçilere göre çok daha fazla iş kazası geçirdiğini gözler önüne sermektedir. Dolayısıyla derdimiz kiralık işçiliğin sektörel olarak sınırlanması değil; kiralık işçiliğe tümüyle izin verilmemesi. Ancak burada dikkat çekmeye çalıştığımız asıl mesele, kiralık işçiliğin işçi sağlığı ve güvenliği bakımından riskli olduğu gerçeğini AKP Hükümetinin de kabul ettiği! AKP Hükümeti, Soma Katliamı’nın tekrarlanması korkusuyla kiralık işçiliği yer altı madenlerinde yasaklıyor ancak Türkiye’nin bütününü Soma madenlerine çevirecek bir istihdam biçimini yaşama geçirmeye çalışıyor…

TAŞERONDA KİRALIK İŞÇİ ÇALIŞTIRILABİLECEK

TASARI, taşeron şirketlerde, kiralık işçi çalıştırılıp çalıştırılamayacağına ilişkin bir düzenlemeye yer vermiyor. Açıkça yasaklanmadığı sürece, taşeron şirketler kiralık işçi çalıştırabilir. Tasarı açıkça bir yasak getirmeyerek taşeronda kiralık işçi çalıştırılabilmesine izin veriyor. En azından özel sektöre ait işletmelerde faaliyet gösteren taşeron şirketlerin kiralık işçi çalıştırabileceği kesin. Gelelim kamuya. Tasarı diyor ki, “Kamu kurum ve kuruluşlarında geçici iş ilişkisi kurulamaz.” Bu cümleyi iyimser biçimde yorumlayacak olursak, hem kamu işverenlerinin hem kamuda faaliyet yürüten şirketlerin kiralık işçi çalıştıramayacağı sonucuna varırız. Ancak daha gerçekçi bir yorum, bizi tam aksi yönde bir sonuca götürüyor. Şöyle ki, gerek mevzuat, gerek yerleşik Yargıtay kararları gereği, hem kamu hem özeldeki taşeronlar, başlı başına bir işyeri ve işveren sayılıyor. Dolayısıyla tasarıda yer alan sınırlama, kamu kurum ya da kuruluşu niteliği taşımayan, kendisi ayrı bir işveren olan taşeron şirketleri kapsamaz. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; tasarı özel sektördeki taşeronların kiralık işçi çalıştırmasına olarak tanıyor; kamudaki taşeronlar için de -en hafif deyimiyle- açık kapı bırakıyor.

İŞÇİNİ ÇIKAR, 6 AY BEKLE, KİRALA!

Tasarının 1. maddesinde şu düzenleme yer alıyor: “Geçici işçi çalıştıran işveren, iş sözleşmesi feshedilen işçisini fesih tarihinden itibaren altı ay geçmeden geçici iş ilişkisi kapsamında çalıştıramaz”. Gerekçede ise bu düzenlemenin amacı şöyle ifade ediliyor: “Belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan daimi işçilerin geçici işçi olarak çalıştırılmak amacıyla işten çıkarılarak geçici işçi statüsünde tekrar işe alınması yoluyla uygulamanın suistimal edilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır”. AKP Hükümeti, kiralık işçiliğe izin verildiği takdirde yaşanacakları, tasarının gerekçesinde itiraf etmiş durumda. Tam da hükümetin öngördüğü gibi işverenler, kendi işçilerini işten çıkarıp, daha düşük haklar ve ücretlerle, güvenceden yoksun biçimde istihdam bürolarından kiralayacak. “6 ay kuralı” da bu suistimalin önüne geçemeyecek. Patronlar, işten çıkardığı işçilerine, “6 ay sonra seni bürodan geri alacağım” diyecek. İşsizliğin bu kadar yoğun yaşandığı, iş bulmanın her geçen gün daha zor hale geldiği Türkiye’de, işçilerin önemli bir kısmı bu durumu kabullenmek zorunda kalabilecek.

 

 3)Kiralık işçilik: Ne sağlık, ne sosyal güvenlik!

Kiralık işçilik, güvencesiz istihdama, düşük ücret ve ağır çalışma koşullarına yol açacak. Kiralık işçilik, işçilerin sağlığında ve sosyal güvenlik haklarında da ağır bir yıkıma yol açacak. Kiralık işçilerin emekli olması çok daha zor olacak. Kiralık işçiler sağlık hakkı için cebinden prim ödemek zorunda kalacak. Hastalanan kiralık işçinin rapor parası; işsiz kalan kiralık işçinin işsizlik ödeneği alması çok zor olacak. Analık ödeneği, malullük aylığı ve ölüm aylığı gibi sosyal güvenlik haklarından yararlanmak da aşırı güç hale gelecek. Kiralık işçiliğin en yıkıcı etkileri ise işçi sağlığı ve güvenliğinde görülecek. Kiralık işçilik, daha çok iş kazasına, daha çok işçi cinayetine daha çok meslek hastalığına yol açacak; bir bütün olarak işçi sağlığına ağır darbe vuracak… 

DÜZENSİZ VE EKSİK PRİM

Kiralık işçilik tasarısına göre, işçilerin sigorta primlerini, özel istihdam büroları yatıracak. Ancak büroların bu yükümlülüğü, işçileri kiraladıkları, yani işçilere ücret ödedikleri dönem ile sınırlı olacak. Bürolar, işçileri kısa dönemli sözleşmelerle kiralayacakları ve sözleşmeler arasında da boşluklar olabileceği için, işçilerin sigorta primleri sürekli ve düzenli yatmayacak. Adı üstünde “geçici” işçilik! İşçi geçici çalıştığında primi de geçici olarak yatacak! Bu durum, kiralık işçilerin sosyal güvenlik kapsamındaki haklardan eksik yararlanmasına ya da hiç yararlanmamasına neden olacak. 

EMEKLİLİK HAYAL OLACAK

Kiralık işçiliğin en olumsuz sonuçlarından biri emeklilikte yaşanacak. Kiralık işçilerin emeklilik için gereken asgari prim gün sayısını doldurması çok daha zor olacak. 7 bin 200 gün primin ödenmesi için kiralık işçilerin çok uzun yıllar çalışması gerekecek. Dr. Murat Özveri’nin 17 Şubat günü Evrensel’de yayınlanan yazısında belirttiği üzere, ortalama yılda altı ay çalışan bir kiralık işçinin 7 bin 200 gün primi doldurması için tam 40 yıl çalışması gerekecek. 

SAĞLIK İÇİN PRİM ÖDENECEK 

Kiralık işçilerin Genel Sağlık Sigortası (GSS) primleri bürolar tarafından sadece çalıştırıldıkları süreler için yatırılacak. Büro işçiyi, kısmi süreli kiralarsa, işçi cebinden GSS primi ödemek zorunda kalacak. Öte yandan kiralık işçiler, iki sözleşme arasında 100 günden fazla işsiz kaldıkları takdirde, gelir testi yaptıracaklar ve aile içinde kişi başına düşen aylık gelir asgari ücretin üçte birinden fazla ise GSS primi ödemek zorunda olacaklar. Zaten düzenli ve yeterli gelir olanaklarından yoksun kalacak olan kiralık işçiler bir de sağlık hakkından yararlanabilmek için ceplerinden prim ödeyecek. 

İŞSİZLİK ÖDENEĞİ İMKANSIZ GİBİ…

Türkiye’de işsizlik ödeneğinden yararlanma koşulları zaten çok ağır. Daimi işçilerin önemli bir kısmı, yasal koşullar nedeniyle işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor. Çünkü işsizlik ödeneğinde iki ayrı prim koşulu var: 1) Son 3 yıl içinde 600 gün prim, 2) Son 120 gün kesintisiz prim. Kiralık işçilerin büyük çoğunluğu son 3 yıl içinde 600 gün (20 ay) prim koşulunu sağlayamayacakları için işsiz kaldıklarında işsizlik ödeneği de alamayacak. 4 aydan az süreli sözleşmelerle çalıştırılan kiralık işçiler de, son 120 gün kuralına takılabilecek. Bu iki koşul üst üste konulduğunda, kiralık işçilerin büyük çoğunluğu için işsizlik ödeneği alabilmek neredeyse imkansız hale gelecek. Diyelim ki, kiralık işçi hasbelkader bir defa işsizlik ödeneğine hak kazandı ve hak ettiği süre boyunca ödenek aldı. Kiralık işçinin bir daha işsizlik ödeneğine hak kazanabilmesi için en az 600 gün priminin daha yatması koşulu aranacak. 

ANALIK ÖDENEĞİ MUCİZELERE BAĞLI

Kiralık işçi olarak çalıştırılan bir kadın işçinin, analık halinde geçici iş göremezlik ödeneği (analık ödeneği) alabilmesi ise adeta mucizelere bağlı. Analık ödeneği için iki koşul birden aranıyor: 1) Kadın işçinin analık iznine ayrıldığı tarihte sigortalı olması, 2) Son 1 yılda 90 gün priminin yatmış olması. Her şeyden önce, gebe bir işçiyi hiçbir işveren kiralamak istemeyeceği için, analık ödeneğine hak kazanmak zaten olanaklı görünmüyor. Bu yetmezmiş gibi, kadın işçinin analık iznine ayrıldığı tarihte (gebeliğin 32. haftası) sigortalı olması gerekecek. Örneğinin gebeliğinin 6. ayında sözleşmesi biten bir kadın işçi, yaklaşık 1,5 ay içinde sigortalı iş bulamazsa; gebeliğinin önemli bir bölümünde çalışmış olsa bile analık ödeneği alamayacak. Bu durumda, emzirme ödeneği de ödenmeyecek…

KİRALIK İŞÇİ MALUL KALIRSA…

Çalışma gücünü veya iş kasası ya da meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünü en az yüzde 60 oranında kaybeden sigortalı işçilere, 10 yıllık sigortalılık en az 1800 gün prim koşulunu sağlıyorlarsa malullük aylığı bağlanıyor. 10 yıl-1800 gün koşulu nedeniyle iş kazası geçiren ya da meslek hastalığına yakalanan birçok işçi, malullük aylığı alamıyor. Hal böyleyken kiralık işçilerin malullük aylığı alması çok daha zor olacak. Sürekli çalışmayacakları için 1800 gün prim şartını yerine getirmeleri daha uzun sürecek olan kiralık işçiler, koşulu sağlamadan iş kazası geçirir ya da meslek hastalığına yakalanırsa, malullük aylığı alamayacak. 

İKİ SÖZLEŞME ARASI…

İşsiz olduğu dönemlerde çalışma gücünü kaybeden kiralık işçiler, diğer koşulları sağlamış olsalar bile malullük aylığı alamayacak. Örneğin 30 yıl boyunca kiralık işçi olarak çalıştırılan, 5 bin 400 gün primi olan kiralık işçi, işsiz olduğu bir sırada trafik kazası geçirir ve çalışma gücünü yüzde 60 oranında kaybederse, o sırada sigortalı olmadığı için işçiye malullük aylığı bağlanmayacak. İki sözleşme, iki kiralanma dönemi arasında sağlığını ve dolayısıyla çalışma gücünü kaybeden kiralık işçiler, malullük aylığı hakkından yoksun olacak! İşçilerin hayatlarını kaybetmesi halinde, hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanması için 5 yıllık sigortalılık ve 900 gün prim koşulu aranıyor. Özellikle genç kiralık işçilerin hayatını kaybetmesi halinde, 900 gün prim koşulunun henüz tamamlanmamış olması sürpriz olmayacak…

KİRALIK İŞÇİLİK İŞÇİ SAĞLIĞINA ZARARLIDIR!

İş güvencesinin olmaması, esnek çalışma ve işsizlik başlı başına bir işçi sağlığı sorunu. Kiralık işçilik, işçi sağlığını doğrudan olumsuz etkilediği sayısız bilimsel çalışma ile ortaya konulmuş olan bu üç durumu da içeriyor. Kiralık işçilik en güvencesiz istihdam biçimlerinden biri. Kiralık işçilik, doğrudan esnek çalışmaya yol açtığı gibi kiralık işçiler sık sık işsiz kalıyor. Bu üç olumsuz faktör, işçilerin sadece fiziksel sağlığını değil, ruhsal ve toplumsal sağlığını da olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla kiralık işçilik, işçi sağlığı ve güvenliği bakımından son derece sağlıksız, sakıncalı, tehlikeli ve riskli bir istihdam ve çalışma biçimi. Kiralık işçilik, bir bütün olarak işçi sağlığında ağır bir tahribat yaratacak, daha çok iş kazasına, daha çok işçi cinayetine, daha çok meslek hastalığına yol açacak. 

BAKANLIĞIN RAPORUNUN GÖSTERDİKLERİ… 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hazırladığı rapor, kiralık işçiliğin uygulandığı ülkelerde işçi sağlığını nasıl olumsuz etkilediğini gözler önüne seriyor. Bu rapora göre: 

* Büro işçileri, riskler hakkında en az bilgi verilen çalışan grupları arasındadır. 

* Belçika, Fransa ve Hollanda’da yapılan araştırmalar, büro işçilerinin diğer işçilere kıyasla daha fazla iş sağlığı ve güvenliği risklerine maruz kaldıklarını ortaya koymaktadır. 

* Belçika’da büro işçileri için iş kazası riski diğer çalışanlar için olan riskin iki katından fazladır. 

* Fransa’da oluşturulan iş kazaları endeksinde, ortalama iş kazası oranı 1,94 iken, büro işçileri için bu oran 6,10’dur.

İŞTEKİ İLK, YERYÜZÜNDEKİ SON GÜN!

İşe yeni başlayan işçilerde iş kazalarının görülme sıklığı daha yüksek. İşçi, işi öğrenene, işe ve işyerine uyum sağlayana kadar, iş kazalarına karşı daha savunmasız durumda. Dolayısıyla sık iş ve işyeri değişikliği yapan işçiler, daha çok riskle karşı karşıya. Kiralık işçilikte ise işçi sürekli olarak işyeri ve iş değiştiriyor. Hal böyle olunca, kiralık işçiler için “iş kazası riski” hep daha yüksek oluyor. Kiralık işçiliğin yaygın biçimde uygulandığı ülkelerde, bu durum açık seçik görülüyor. ABD Çalışma Bakanlığı Mesleki Sağlık ve Güvenlik İdaresi Eski Başkanı David Michaels, geçici işçiliğin sonuçlarını şu sözlerle itiraf ediyor: “Bir işçinin işteki ilk günü, yeryüzündeki son günü olmamalı. Çoğunluğu geçici işçi olan eğitimsiz işçilerin yeni bir işe başladıktan çok kısa süre sonra öldürüldüklerini görüyoruz. Bu durum son bulmak zorunda.”

EN RİSKLİ GRUBA EN AZ KORUMA! 

Kiralık işçiler, işçi sağlığı ve güvenliği bakımından en riskli grupların başında geliyor. Bu yetmezmiş gibi tasarı, kiralık işçiler bakımından son derece garabet bir sistem getiriyor. Tasarıya göre, “eğitim verme ve önlem alma yükümlülüğü” işçiyi kiralayan işverene ait olacak. İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu’ndan doğan diğer yükümlülükler ise (denetleme yükümlülüğü, risk değerlendirmesi yapma yükümlülüğü, bilgi verme yükümlülüğü, sağlık gözetimi yükümlülüğü, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı görevlendirme yükümlülüğü, İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları oluşturma yükümlülüğü…) özel istihdam bürosuna ait olacak. Böylece işverenlerin işçilere karşı sorumlulukları ve yasal yükümlülüklerinin ikiye bölündüğü bir sistem söz konusu olacak. Özel istihdam bürolarının, bu yükümlülüklerin bir kısmını fiilen yerine getirmesi imkânsız. Örneğin önlemi alan işverenin, önleme uyulup uyulmadığını denetlemesi gerek. Oysa tasarı, fiilen gereğini yapamayacağı bu yükümlülüğü büroya veriyor. Türkiye’de işverenler zaten yasal sorumluluklarının gereğini yapmıyor. Doğru düzgün işlemeyen bir sistemin bu şekilde param parça edilmesi halinde, kiralık işçilerin başına neler geleceğini tahmin etmek zor olmasa gerek… 

KİRALIK İŞÇİ, HASTA HASTA ÇALIŞACAK! 

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’na göre, hastalanan işçinin SGK’dan “geçici iş göremezlik ödeneği” (rapor parası) alabilmesi için son 90 gün priminin ödenmiş olması gerekiyor. Geçici ve kısa süreli sözleşmelerle çalıştırılacak olan kiralık işçilerin önemli bir kısmı “son 90 gün prim” kuralına takılacak. Tasarıya göre kiralık işçilerin çoğu 4 aylık sözleşmelerle çalıştırılacak. Kiralık işçiler, aralıklı olarak çalıştırıldıklarında, her bir sözleşmenin ilk 3 ayında hastalandığı takdirde geçici iş göremezlik ödeneği alamayacak. Raporlu süreler için büro da ücret ödemeyeceği için, kiralık işçiler gelirden tümüyle yoksun kalacak. Rapor almak gelir kaybı anlamına gelecek; bu nedenle kiralık işçiler, hastalansalar bile rapor almaktan imtina edebilecek ve çalışmaya devam etmek zorunda kalabilecek. Kiralık işçilik, işçinin sağlığına bu bakımdan da ağır zarar verecek… 

 

4)İşçi geçici, sömürü kalıcı

AKP Hükümetinin kiralık işçi tasarısı, işçilerin yoğun bir biçimde sömürülmesine olanak tanıyor. Tasarı, kiralık işçilerin belirli süreli iş sözleşmeleri ile iş güvencesinden ve en temel işçilik haklarından yoksun biçimde çalıştırılmasına olarak sağlıyor. Bürolar, işçileri ister birden fazla işverene kiralayabilecek; ister hiç çalıştırmadan boşta bekletebilecek. İşçiye, sadece kiralandığı dönem için ücret ödenecek; işçi kiralanmadığı sürece ücret alamayacak, açlığa ve yoksulluğa mahkum olacak. İşçi 10 yıl boyunca çalışsa bile ne kıdem tazminatı alabilecek, ne de ihbar tazminatı. Tasarı, kiralık işçilerin çalışma koşulları ve ücretlerinin diğer işçilerle eşit olacağını söylüyor ama dünyadan uygulama örnekleri tam aksini işaret ediyor. 

BİR KİRALIK İŞÇİ, İKİ İŞVEREN!

Kiralık işçilik, üçlü bir yapıya dayanıyor: Özel istihdam bürosu, işçi ve işveren. Tasarıya göre özel istihdam büroları ile geçici (kiralık) işçi çalıştıracak olan işverenler arasında “geçici işçi sağlama sözleşmesi” yapılacak. İşçi ile büro arasında da iş sözleşmesi yapılacak. Büronun işçiyi, geçici olarak işverene devri ile “geçici iş ilişkisi” kurulmuş olacak. İşçi, büronun işçisi olacak ama kiralandığı işveren için çalışacak. Yasal anlamda işveren büro alacak ancak işçiyi kiralayan işveren, işçiye emir ve talimat vererek işverenlik yetkilerini de kullanacak. Yani kiralık işçinin kağıt üzerinde yasal işvereni büro olacak; fiili işvereni ise kiralandığı işveren olacak. İşveren, büroya işçi sağladığı (kiraladığı) için “hizmet bedeli” ödeyecek. İşçi vereceği hizmet karşılığında ücretini bürodan alacak. 

SÖZLEŞME BELİRLİ SÖMÜRÜ BELİRSİZ 

Tasarıya göre, özel istihdam bürosu ile işçi arasında yapılacak iş sözleşmesi yazılı olacak. Tasarıda bu sözleşmenin biçim ve içeriğine ilişkin olarak hiçbir koruyucu düzenleme yer almıyor. Böylece tasarı, bürolara işçiler ile dilediği gibi sözleşme yapma hakkı tanıyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki -tasarıda aksi yönde bir hüküm olmadığı için- bürolar işçilerle belirli süreli iş sözleşmesi yapabilecek. İşin kendisi hep belirli süreli olacağı ve bu esaslı bir neden sayılacağı için, bürolar işçilerle sayısız kere üst üste belirli süreli sözleşme yapabilecek ve bu sözleşme belirsiz süreli sözleşmeye dönüşmeyecek. 

İŞ GÜVENCESİ VE KIDEM TAZMİNATI OLMAYACAK 

Somut bir örnek üzerinden gidelim. Diyelim ki, bir istihdam bürosu, (A) marketle bir kasiyer için 4 aylığına geçici işçi sağlama sözleşmesi yaptı. Büro da kasiyer ile 4 aylık belirli süreli iş sözleşmesi yapacak. 4 ayın sonunda her iki sözleşme de sona erecek. Bu sözleşme bittikten hemen sonra ya da bir süre sonra istihdam bürosu, (B) marketle yine bir kasiyer için 4 aylığına sözleşme yaptığında, işçiyle yine 4 aylık belirli süreli iş sözleşmesi yapabilecek. Diyelim ki büro, bu şekilde, 10 yıl boyunca, işçiyle, her yıl dörder aylık ikişer sözleşme imzaladı. Yani 10 yılda işçi ile 20 farklı belirli süreli sözleşme yaptı ve işçiyi toplam 80 aylığına (6 yıl 8 ay) 20 farklı markete kiraladı. 

İşçi bu şekilde 10 yıl çalışsa bile, hiçbir zaman “belirsiz süreli iş sözleşmesine” sahip olamayacak. Bu nedenle artık büro işçi ile yeni sözleşme yapmadığında (Yani fiilen iş ilişkisi tümüyle sona erdiğinde), işçi ne kıdem tazminatı alabilecek, ne de ihbar tazminatı. İşçi, belirli süreli sözleşme ile çalışacağı için İş Yasası’nın sağladığı iş güvencesinden hiçbir zaman yararlanamayacak, işten çıkarıldığında ya da sözleşmesi yenilenmediğinde işe iade davası açamayacak. İşçinin iş güvencesi, büronun iki dudağının arasında olacak. Büro, her zaman “Seninle yeniden sözleşme yapmam” diyerek işçiyi tehdit edebilecek, işçiye kötü çalışma koşulları ve düşük ücret dayatabilecek. Sözün özü işçiyi gönlünce, dilediğince sömürme olanağına sahip olacak! 

Bu tasarı yasalaştığı takdirde, milyonlarca işçiyi “geçici işçilik” ama kalıcı ve ağır bir sömürü bekliyor… 

NE KADAR KİRA O KADAR ÜCRET

İşçiye ücretini büro ödeyecek. Ancak tasarı gereği, büronun ücret ödeme yükümlülüğü, işçinin geçici çalıştığı dönemle sınırlı olacak. Yani büro, işçiye sadece işçiyi kiraladığı dönem için ücret ödeyecek. İşçi, kiralanmadığı süreler için ücret alamayacak, açlık ve yoksullukla karşı karşıya olacak. Ayrıca büro işçiye, işçinin sözleşmesinde yazan ücretten az olmamak üzere, işçiyi kiraladığı işverenin aynı kıdeme sahip emsal işçisinin ücret ve diğer mali haklarını ödemek zorunda olacak. Yani tasarı, kiralık işçiler ile işverenin daimi işçilerinin eşit ücret almasını öngörüyor. Ancak dünya örnekleri, tam tersi bir gerçeğe işaret ediyor. Birçok ülkede de aynı kural var ama kiralık işçilere fiilen daha düşük ücret ödeniyor. Bizzat Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının hazırladığı rapora göre, Almanya’da büro işçilerinin ücretleri, emsallerine göre yüzde 30 daha az. Kanada’da büro işçileri, yüzde 40 daha az ücret alıyor. Birleşik Krallık’ta büro işçilerinin ücreti, diğer işçilerin ücretinin yüzde 68’ine denk geliyor. Yani kağıt üzerindeki eşit ücret ilkesi, uygulamada bir anlam ifade etmiyor.  

AĞIR VE EŞİTSİZ ÇALIŞMA KOŞULLARI

Tasarıya göre işçiyi kiralayan işveren, çalışma koşulları açısından kendi işçisiyle geçici işçi arasında esaslı bir neden olmadıkça ayrım yapamayacak. Geçici işçiler, işyerindeki sosyal hizmetlerden yararlandırılacak. Ücrette olduğu gibi çalışma koşullarında da dünya örnekleri aksini işaret ediyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının raporuna göre büro çalışanları, emsal çalışanlara göre daha kötü çalışma koşullarına sahip. Büro çalışanlarının çalışma koşulları ve hakları açısından daha dezavantajlı olmaları muhtemel. Büro çalışanlarının büyük kısmı işinden memnun değil. Yani çalışma koşulları bakımından eşitlik de büyük bir hayal… ÿ

ÇALIŞMA SÜRESİ BELİRSİZ OLACAK

Tasarı kiralık işçilerin çalışma sürelerini de büroların insafına terk ediyor. Büronun işçiyi, tam zamanlı kiralaması zorunlu olmayacak, yani büro işçiyi kısmi süreli (part-time) işçi olarak çalıştırabilecek. Tasarı, büroların aynı işçiyi aynı anda kısmi sürelerle birden fazla işverene kiralamasına da olanak tanıyor. Yani büro, haftalık 45 saati aşmamak üzere, işçiyi 15’er saatliğine üç ayrı işverene kiralayabilecek. Sorun bununla da sınırlı değil. Büro sözleşme imzaladığı işçiyi, eğer o ay içinde hiç kiralamaz ise, işçiye hiçbir ücret ödeme borcu olmayacak. Çünkü tasarı, “asgari çalıştırma süresi” zorunluluğu getirmediği gibi, işçi çalıştırılmadığında da ücret ödeme yükümlülüğü öngörmüyor. Özellikle İngiltere’de görülen “sıfır saat sözleşmeleri” Türkiye’ye de taşınmış olacak böylece. Yani ortada bir işçi, işveren olarak büro ve bir iş sözleşmesi olacak. Ama işverenin işçiyi çalıştırma zorunluluğu olmadığı gibi ücret ödeme yükümlülüğü de olmayacak! Başka bir deyişle, sıfır saat iş, sıfır ücret… 

HEM KİRALA, HEM DE İŞÇİDEN PARA AL

AKP’nin kiralık işçilik tasarısında yer alan bir düzenleme, “Bu kadarına da pes dedirtiyor”. Genel kural olarak, özel istihdam büroları, kiralık işçilerden her ne ad altında olursa olsun menfaat sağlayamayacak ve hizmet bedeli alamayacak. Uygulamada bu kurala uyulmaması, büroların işçilerden işe giriş ücreti (hava parası!) alması şaşırtıcı olmayacak. 

Ancak tasarı bazı meslek ve pozisyonlar için, büroların kiraladığı işçilerden bir de üzerine hizmet bedeli almasına olanak sağlıyor. Tasarıya göre özel istihdam büroları, profesyonel sporcu, teknik direktör, antrenör, manken, fotomodel, sanatçı, genel müdür veya bu göreve eş ya da daha üst düzey yöneticileri kiraladığında, bu işçilerden hizmet bedeli alabilecek! Yani büro hem işçiyi kiraladığı işverenden hem de kiraladığı işçiden “hizmet bedeli” alarak, kasasını dolduracak. 

 

 5)Köleliğe karşı diren işçi!

AKP, emek düşmanı politikalarını yıllardır birer birer hayata geçiriyor. Çalışma yaşamını bir bütün olarak sermaye lehine dönüştürecek yasaları Meclisten geçiriyor. Emekçilerin tüm kazanılmış haklarını yok etmeye, güvencesizliği tek kural haline getirmeye, işçileri adeta köleleştirmeye yönelik bu kapsamlı projenin en son ürünü, kiralık işçilik. Kiralık işçiliği, kıdem tazminatı hakkının yok edilmesi ve esnek-güvencesiz istihdam ve çalışmanın daha da yaygınlaştırması izleyecek. Bu saldırıya karşı, sendikalı-sendikasız, işçi-memur, tüm işçi ve emekçilerin ayağa kalkmasının zamanı geldi de geçiyor bile…

DÜNDEN BUGÜNE

AKP iktidara geldiği 2002 yılından bu yana sermayeye verdiği sözleri tutmak için elinden geleni yapıyor. AKP’nin patronlara verdiği en önemli sözlerden biri de, “kiralık işçilik”. AKP, 2003 yılında yeni İş Yasası’nı çıkarırken, kiralık işçiliği de yaşama geçirmeye çalıştı. AKP bunu başaramasa da, 4857 sayılı İş Yasası ile özel istihdam bürolarının kurulması ve bürolara iş ve işçi bulmaya aracılık yapma yetkisi verilmesini sağladı. Böylece İşKur’ un bu alandaki tekeli kırıldı ve özel şirketler, özel istihdam bürosu adı altında, çalışma yaşamında faaliyet gösteremeye başladı. AKP, hem bürolara hem bürolardan işçi kiralamak için fırsat kollayan patronlara, sonraki adımı atarak, kiralık işçiliği yaşama geçireceği teminatını verdi.

YASA GÜL’DEN DÖNDÜ

AKP, kiralık işçiliği gündeminden hiç düşürmedi. 26 Haziran 2009 günü TBMM’de kabul edilen 5920 sayılı Kanun ile kiralık işçiliğin yasal dayanağı hazırlandı. Ancak bu kanun, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından yeniden görüşülmesi için TBMM’ye geri gönderdi. İade gerekçesinde şu ifadelere yer verildi: “Yapılan düzenleme gerçek amacının dışında sonuçlar doğurabilecek ve madde kapsamındaki işçilerin emeğinin istismarı, insan onuruna yakışmayan durumların doğması gibi Kanunun amaçlamadığı olumsuz uygulamalara ve çalışma barışının bozulmasına yol açılabilecektir’.’ AKP,  yasanın Mecliste aynen kabulünü sağlayarak, süreci sonlandırabilirdi. Ancak AKP bunu yapmak yerine bir süre daha beklemeyi tercih etse de, kiralık işçilikten hiç vazgeçmedi. Kiralık işçilik, ulusal istihdam stratejisinin ana unsurlarından biri olarak da tarif edildi.

MUTABAKAT ÇIKMADI

Özellikle 2013’ten itibaren gerçekleştirilen Üçlü Danışma Kurulu toplantıları ile Çalışma Meclisi toplantılarının ana gündemlerinin birini hep kiralık işçilik oluşturdu. Hükümet, işçi ve işveren örgütlerinin temsilcileri ile yapılan toplantılardan mutabakat bir türlü çıkmadı. Bu arada çalışma yaşamını bir bütün olarak esnekleştirmeyi ve güvencesizleştirmeyi amaçlayan ulusal istihdam stratejisinde kiralık işçiliğe de yer verildi. Nihayetinde AKP Hükümeti, işçi örgütlerinin karşı çıktığı, işveren örgütlerinin destek verdiği kiralık işçiliği, 2015 yılı ocak ayında bir torba kanun tasarısı içinde yeniden Meclise sevk etti. Tasarının Komisyon çalışmaları tamamlansa da, 7 Haziran seçimlerine kadar tasarının Genel Kuruldan geçirilmesi mümkün olmadı. “Takvim yetişmedi.”

AKP’NİN EMEĞE SALDIRI PLANI

Sonuç olarak kiralık işçilik denildiğinde yeni bir olgudan, yeni bir durumdan söz etmiyoruz. AKP, iktidara geldiği günden bu yana kiralık işçiliği yaşama geçirmeye çalışıyor. Yeni olan ise AKP’nin sadece kiralık işçiliği değil, ulusal istihdam stratejisi kapsamındaki emeğe saldırı planlarını en kısa sürede yasa haline getirmek yönündeki kararlılığı. Hükümet, 2016 yılı eylem planı içinde kiralık işçiliği 21 Mart 2016’ya kadar yasalaştırma yönündeki iradesini ortaya koydu. Bu çerçevede kiralık işçilik ile ilgili tasarı, iki hafta önce Meclise getirildi.

KIDEM VE ESNEKLİK YOLDA

AKP, kiralık işçiliğin ardından kıdem tazminatını fona devrederek kıdem tazminatı hakkını yok etmeyi, esnek ve güvencesiz istihdam ve çalışma biçimlerini yaygınlaştırmayı, işçilerin mevcut sınırlı haklarını da yok ederek, sermaye için, işverenler için “dikensiz bir gül bahçesi” yaratmayı amaçlıyor. Zaten ulusal istihdam stratejisinin de ana fikri bu. İş güvencesinden yoksun, çok kolay işten çıkarılabilen, çalışma süre ve koşulları belirsiz, esnek ve yoğun çalışan, düşük ücretli, sendikalı olmayan ve hakkını aramaktan korkan bir işçi kitlesi yaratmak. Bir başka deyişle bir “kullan-at işçi” modeli oluşturmak. Bu anlamda kiralık işçilik tasarısı bir koçbaşı işlevi görüyor. Saldırı, bununla sınırlı olmayacak. Kiralık işçiliği, kıdem tazminatı ve esneklik izleyecek. Kamu emekçilerinin iş güvencesini ortadan kaldırmaya yönelik yeni kamu personel rejimi de bu zincirin bir halkası olacak…

DİREN-İŞÇİ!

AKP, zaten özelleştirme, taşeronlaştırma, esnekleştirme, sendikasızlaştırma politikalarını yıllardır yaşama geçiriyor. Bugün AKP, yıllardır planladığı ancak şu ya da bu nedenle çıkaramadığı yasaları bu yıl içinde çıkarmayı hedefliyor. Sonuç olarak 2016, işçi ve emekçilere yönelik kapsamlı saldırıların yaşanacağı bir yıl olacak. AKP’nin emek düşmanı politikalarına “dur” diyebilmek bakımından kritik bir evreden geçiyoruz. Tam da bu noktada, sendikalı, sendikasız tüm işçi ve emekçilerin güçlerini birleştirdiği, AKP’nin Türkiye işçi sınıfını köleleştirmeye yönelik politikalarına karşı ayağa kalktığı, köleliğe karşı “diren-işçi” olduğu yeni bir mücadele hattını örmek, her zamankinden çok önem taşıyor…

 Onur Bakır/ Evrensel

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here