Anasayfa Haber YSGP’den ”Yerinden Yönetim; Fatsa’dan Diyarbakır’a” paneli

YSGP’den ”Yerinden Yönetim; Fatsa’dan Diyarbakır’a” paneli

Paylaş

 

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Bursa İl Örgütü son günlerde çok konuşulan ”yerinden yönetim”, ”özyönetim”, ”yerel özerklik” kavramlarının tartışıldığı, ”Yerinden Yönetim; Fatsa’dan Diyarbakır’a” konulu panel düzenledi.

Ördekli Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panele CHP PM üyesi Sena Kaleli, HDP 24. Dönem Milletvekili Demir Çelik ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Naci Sönmez konuşmacı olarak katıldı. Panelin kolaylaştırıcılığını ise Mimar F. Özen Çerençe yaptı.

YSGP Bursa Eş Sözcüsü Serdar Esen’in açış konuşmasının ardından ilk sözü alan CHP PM Üyesi Sena Kaleli, ‘’Merkeziyetçi yönetim anlayışının yerel yönetimlerin, yerinden ve öz yönetime dönüşmeyişi ve iktidar mücadelesi sonuçlarıyla Türkiye’nin bugün yönetilemez hale gelişidir’’ dedi.
Aydınlanma ve modernizmin iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kaleli özetle şunları söyledi;

“Biz aydınlanmayı geçmişte modernleşmeyi, çağdaşlaşmayı bir devrim olarak algılamışız ama bu devrimde bir evrimleşme, olgunlaşma geliştirmemişiz. Ulus devlet kavramı içerisinde sınıf, cinsiyet ayrımları maalesef sıkışıp kalmış. Daha sonra batılı ülkelerde çoklu kültür anlayışıyla çözümlenmeye çalışılmış. Yani çoğulcu anlayışla herkesin katılımıyla sorunların çözümüne gidilme kavranmamış.

Artık şehirler markalaşma laflarıyla kimliklerini yitirmeye başlamış, dönüşümün dönüşümü yaşanarak dönüşüm şiddetleriyle, gayrimenkul ortaklıklarıyla yaşamda ortaklaştırılacağına, kamuyla ve özel şirketler arasında bir ortaklaşma hakimiyeti söz konusu olmuş.
Herkesin birbirine yaşam hakkını tanıdığı anlayışın şehirler arasında yerleşiminin sağlanması gerekir. Sadece piyasa güçleriyle, kentsel dönüşümün sosyal, bilimsel yanını hiç dikkate alınmadan yapılması sonucunda maalesef Türkiye standartlaşmış şehirlerden oluşan, kimliğini kaybetmiş şehirler oluşmaya başlamıştır.”

36 Yıl Önce Bu Topraklarda Bir Deney Yaşandı
Kaleli’den sonra Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Naci Sönmez konuştu.
Bu ülke topraklarında 36 yıl önce ciddi bir deney yaratıldığını söyleyen Sönmez, “Adaletsizliğin ve eşitsizliğin hüküm sürdüğü dünyada ve Türkiye’de bir yandan da dünyadaki Sosyalist Blok’un tartışmalı bir duruma düştüğü ve adeta geriye dönüşlerin yaşandığı, kendini geliştiremediği süreçte solun da aklının karıştığı bir dönemde bir deney ortaya çıktı” dedi.

YSGPden Yerinden Yönetim; Fatsadan Diyarbakıra paneli
“Fatsa sadece kapitalizme karşı bir eleştiri kurmuyordu, aynı zamanda sosyalizm ve bir sol eleştirisiydi. Egemenleri korkutan en büyük gerçek buydu” diyen Naci Sönmez özetle şunları söyledi;
“36 yıl öncede Türkiye’de karaborsa tefecilik, sömürü vardı, bir ekmeği bile tezgah altından 3 katı fiyatla almaya çalışıyorlardı. Tüm bunlarla mücadele içersinde bir halkın açığa çıkardığı başarılar ve mevziler vardı. O dönemde de şimdi olduğu gibi siyasi kutuplaşmalar vardı, bir yanda CHP içersindeki kutuplaşma, diğer yanda Adalet Partisi arasındaki bloklaşma. O dönemin eşrafı ve toprak ağaları ikiye ayrılmıştı. Ezilmişlikten, yoksullaştırılmışlıktan ve sömürülmüşlükten kaynaklanan sorunlarımız vardı ve biz esasen ayrı bir blok olursak ve bir blok halinde hareket edersek, tüm bu sorunları aşarız noktası üzerinde durmuştuk.
Yürütülen mücadele belli bir aşamaya gelince o kentte halkların talepleri üzerine seçimlere girmeyi tartıştık eğer 12 Eylül ile önü kesilmeseydi ve ciddi bir direniş örgütlenmesi olsaydı bugün Türkiye 36 yıl sonra özerkliği, öz yönetimi tartışıyor olmayacaktı, çoktan kazanmış olacaktı.
Fatsa en az çatışmanın olduğu bir kentti. Siyasi, demokratik ve barışcıl siyasetin egemen olduğu bir kentti ve bu durum iktidar kesiminin korkulu rüyasıydı, çünkü, alternatif rejimin filizleri yeşeriyordu orada. O nedenledir ki 12 Eylül’den bir iki ay önce Fatsa’ya bir darbe yapılarak bu oluşumun önüne geçilmek istendi.
Kürtlerin özerk ve yerinden kendi kendini yönetmesi olağan hakkıdır ve Türkiye solunun tarihsel görevi de bu hareketin arkasında durmaktır.
Çözüm açıktır, savaşa karşı duran, barışı isteyen aynı zamanda halkın kendini yönetmesini ve özellikle kimlik sorunu yaşayan, yıllarca baskılara maruz kalmış halkların yürüttüğü mücadelenin kazanımlarının hakkının verilmesini savunarak ancak savaş karşıtı bir politika ortaya konulabilir.
Bugün Kürt halkının yürüttüğü mücadelenin Türkiye’nin batısında vicdanlarda yer açmasını olanaklı hale getirecek bir yol açmamız gerekiyor.”

Halkın Kendini Yönetmesi Engellenmek İsteniyor
Son olarak HDP 24. Dönem Milletvekili Demir Çelik yaptığı konuşmada “Öz yönetim özdür, halktır. Devletten de iktidardan da önce vardır. İnsanlık milyonlarca yıl iktidar ve devlet olmadan demokratik, ekolojik ve ekonomik olarak kendini yönetmiştir’” dedi.
Demir Çelik konuşmasında özetle şunları söyledi;
“Rojova’da Kürtlerin ve diğer halkların kendini yönetiyor olması eşit, adalet ve özgürlük umutlarının yeşerdiği bir bölge olmasından dolayı engellenmek, karalanmak isteniyor.
Bu zamanda iki çizgi mücadelesinden bahsediliyorsa bir yanda devletçi, iktidarcı sistem diğer yanda bu güce karşı devletsiz, halkları yönetim dışı kalmış kesimlerin, ezilenlerin mücadelesi. Bu mücadele sınıfsız, sömürüsüz bir topluma erişinceye kadar devam edecektir. Sancı ve korkuları bu yüzdendir.
Kürt özgürlük hareketi ve Türkiye’nin diğer bölgelerindeki halklar da az devlet çok toplum demokratik ortak vatanda ve ortak anayasa çerçevesinde kendi kendini yönetmeli.
Ankara olmalı, parlamento olmalı, yalnız bu parlemento belediye başkanı ve milletvekili seçmekle yükümlü bir parlamento değil, toplumun demokratik ihtiyaçlarını, barış ve özgürlük ihtiyaçlarını güvence altına alacak, karar ve söz yetkisine sahip adil bir parlamento olmalı.
Demokratik özerklik bir parçalama projesi değildir, yeni bir hiyerarşik yapılanmanın bize bir faydası olmayacağını biliyoruz.
36 etnik 3 semavi dinin ve farklı inançların olduğu bu toplumda herkesi Türk ve İslam görme ısrarı yüz yıldır bize katliam ve soykırım getirdi. Devlet bana hizmet için vardır, eğer etmiyor, yok sayıyor inkar ediyorsa mücadelenin direniş araçlarıyla kendimi, kentimi, dilimi, dinimi korumak meşrudur.”

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here