Anasayfa Köşe Yazıları Zeynel Özgün yazdı: Bayrağı değil sopasını seviyorlar

Zeynel Özgün yazdı: Bayrağı değil sopasını seviyorlar

Paylaş

Son iki aydan beri birçok kişinin ısrarla ve kaygıyla gündeme getirdiği şey ülkenin hızla bir iç savaşa doğru sürüklendiği gerçeğidir.

Suruç’ta, sosyalist gençlerin arasında patlayan bomba sanki ülkede daha önceden kurulmuş daha büyük ve daha korkunç bir başka bombanın pimini çekti ve o günden beri çatışmalar her gün büyüyerek devam ediyor.

Aklını, vicdanını ve sağduyusunu yitirmemiş her kesin bu olan biten karşısında söylemesi gereken şey “ölümler dursun” demek olmalıdır. Bugün ülkede “çatışmalar aratarak sürsün, daha fazla, çok daha fazla genç insanımız ölsün” diyecek biri varsa, aklını ve mantığını yitirmemişse bile onun bir vicdan taşıdığından ciddi bir şekilde kuşku duymak gerekir.

KESK, bir emek örgütü olarak sadece bugün ve sadece son aylarda değil, uzun süreden beridir sürdürdüğü barıştan yana olma tutumunu bu süreçte de cesaretle ve yüksek sesle ifade ediyor. KESK gibi DİSK, TMMOB, TTB gibi diğer emek meslek örgütleri de barıştan yana tutumlarını ifade etmekte tereddüt göstermiyorlar.

Peki, bu durum karşısında emekçilerin temsilcisi olduklarını iddia eden diğer bazı kurumlar ne yapıyor? Mesela Memur-Sen, Türkiye Kamu-Sen, Hak-İş, Türk-İş ne yapıyor?

Emekçilerin cebinden çıkan paralarla finanse edilen savaş büyüdükçe bu kurumlar da AKP’nin savaş treninin vagonları haline geldi. 17 Eylül’de Ankara’da yapılan mitingde bu kurumlar halkı “bayrağını al da gel” çağrısıyla alanlara davet etti.

Peki, bu kurumlar ne istiyor? 

Anlaşılan o ki; Cumhuriyet tarihinin en büyük hava saldırılarının yapılmış olduğu, çatışmaların sadece belli alanlarda yaşanmaktan çıkıp nerdeyse bütün Kürt illerine ve şehir merkezlerine kadar yayıldığı, kentlerde günlerce sokağa çıkma yasağının uygulandığı ve adı konulmamış bir OHAL/Sıkıyönetim uygulamasının yaşandığı, 35 günlük bebekten tutun da 75 yaşına kadar sivil insanların da öldürüldüğü, her gün neredeyse onlarca gencimizin hayatını kaybettiği bu savaş ortamını yetersiz buluyorlar.

Meydanlara inip hep bir ağızdan bağırarak sanki savaş daha da büyüsün, daha da yaygınlaşsın, daha da şiddetlensin, daha da derinleşsin istiyorlar. Bunu yaparken de barış isteyenlere karşı ellerindeki bayrağı sallayarak onları bayrakla tehdit ediyorlar. Bir ülkenin bütün insanlarının ortak değeri olması gereken bayrağı, savaş isteyenlerin sancağı haline getirip onun sopasını sallayarak savaşın ve silahların sesini İstiklal Marşıyla, ölümlerin ve süren çatışmaların üzerini de bayrakla örtmeye çalışıyorlar. Böyle yaparak barışın sesini susturmak istiyorlar. Ülkenin ortak değerlerini kendi amaçlarına feda ediyorlar.

Bir ülkenin bayrağını, o ülkede yaşayan ve barışı savunan insanların üzerine doğru sallanan savaş sancağı haline getiren her kim olursa olsun, asıl bölücülüğü yapan da ülkenin bayrağını kendi geleceği uğruna feda eden de odur!

Toplumun ortak değeri olan bayrağı, toplumun başka bir bölümünün sesini bastırmak için kullanan her kimse o, bayrağı değil bayrağın sopasını seviyor demektir.

resimm

Ayrıca, kendine emek örgütü diyen ve bu adı kullanırken yüzü kızarmayan bu kurumlara bazı soruları bir kez daha sormanın, bir KESK’li, bir sendikacı olarak gerekli olduğunu düşünüyorum:

Savaşa ayrılan bütçe emekçilerin kazanımlarını süpürüp götürürken bu meydanlar sizin neden hiç aklınıza gelmedi?

Türkiye, iş cinayetleri sonucunda hayatını kaybeden işçi sayısı bakımından dünyada ilk sıralara doğru hızla tırmanırken neden sesiniz çıkmıyordu?

Beypazarı’nda mevsimlik tarım işçileri linç edilirken, kaldıkları barınaklar yakılırken bu emekçilerin haklarını savunmayı neden hiç düşünmediniz?

Cizre’de sağlık emekçileri silahla taranırken, aralarında hayatlarını kaybedenler varken siz ne yapıyordunuz?

Bolu’da inşaat işçileri bir binada kuşatılıp yakılmaya çalışılırken buna karşı bir ses vermeyi neden bu emekçiler için çok gördünüz?

Çocuk ve bebek cesetleri defnedilemediği için derin dondurucularda günlerce bekletilirken o annelerin acılarına ilaç olacak bir tek söz neden çıkmadı ağzınızdan?

Savaş harcamaları kat be kat artarken kamu emekçileri ile ilgili oynanan “toplu sözleşme” tiyatrosu ile satış sözleşmesi imzalanırken emekçilerin haklarını neden hiç düşünmediniz?

Kimseyi kandırmayın. Siz bayrağı değil, o bayrağı taktığınız sopayı seviyorsunuz. O sopayla bu ülkede yaşayan insanların bir kısmını kovalamak, dövmek istiyorsunuz. Derdiniz üzüm yemek değil. Siz bağcıyı dövmek istiyorsunuz, Hem de meydanlara çıkarken bayrağı astığınız o sopayla.

Biz bu ülkede yaşayan farklı kimliklerden ve çeşitli inançlardan bütün insanların, bir arada eşit ve demokratik bir hayatı kuracağına inanıyoruz.

Çocuklarımız ölmesin diye, daha fazla tabut taşınmasın diye, hiçbir anne ağlamasın diye, kardeş kanı akmasın diye “barış hemen şimdi” demeye devam edeceğiz.

Çünkü “akan her damla kan bizim, yitirdiğimiz her can bizdendir!”

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here