Anasayfa Köşe Yazıları Zeynel Özgün yazdı: Bir referandum hikayesi: ‘Mavi’

Zeynel Özgün yazdı: Bir referandum hikayesi: ‘Mavi’

Paylaş

Hayır, anlatacağım hikâye bir çoğunuzun aklına geldiği gibi son günlerde herkesin üzerine konuştuğu ve sanırım Nisan ayında gerçekleşecek olan Anayasa referandumuyla ilgili değil. Gerçi onun hakkında da söylenecek, anlatılacak, yazılacak çok şey, tabi ki olabilir. Fakat onlar belki başka bir yazının, ya da başka yazıların konusu olabilir. Ayrıca hepimizin kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi anlatacağım bu hikâyenin önümüzdeki referandumla de ne bir bağının ne de bir ilgisinin olmadığını söylememe de sanırım gerek yok.

12 Eylül’de ülke yönetimine nasıl el konulduğunu, askeri cuntanın eski dönemdeki demokrasi kırıntılarını nasıl acımasızca yok ettiğini, binlerce insanı mesleğinden nasıl çıkardığını, on binlercesini cezaevlerine nasıl tıktığını, bu dönemin idam konusunda da Cumhuriyet tarihindeki en kıyıcı dönem olduğunu her kes zaten bildiği için o kısımları sadece hatırlatmakla yetineyim.

1982 Anayasası, 12 Eylül askeri cuntası tarafından hazırlatılmış ve bütün yurtta devam eden sıkıyönetim koşullarında halk oylamasına sunulmuştu. O referandumda cuntanın hazırlattığı Anayasanın yanı sıra darbeci diktatör Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı da aynı paket içinde oylanmıştı. Yani 1982 referandumunda ‘Hayır’ diyenler, hem yeni Anayasaya, hem de Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığına karşı çıkmış oluyordu. ‘Evet’ diyenler de ikisini aynı anda kabul etmiş sayılıyordu. Bu nedenle referandumun sonucu en çok da 12 Eylül cuntacıları için yaşamsal değerdeydi.

Yukarıda da hatırlatıldığı gibi 1982 referandumu ülke sıkıyönetim altındayken gerçekleştirilmişti. O koşullarda ‘Hayır’ kampanyası yürütmek son derece riskli, tehlikeli bir faaliyet olarak görülüyordu. ‘Hayır’ seçeneğini dillendirenler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, haklarında çeşitli gerekçelerle soruşturmalar açılıyordu. Cunta, işini sıkı tutuyor, ‘Hayır’ anlamına gelecek her türlü açıklama, haber yazı, resim, afiş en sert şekilde cezalandırılıyordu. Referandum silâhların gölgesinde zor kullanılarak yapılıyor, içi görünen oy zarfları, militan görevliler ve ‘açık oy, gizli sayım’ yöntemiyle kurgulanmış bir süreç yürütülüyordu. Ayrıca, özellikle kulislerdeki ‘Hayır oyu çıkarsa demokrasiye geçilmez’ şantajı da etkili olmuştu. Öyle ki referandum öncesinde köşe yazılarında ‘mavi’ sözcüğünü kullanan gazeteciler ve köşe yazarları bile sıkıyönetim komutanlarınca uyarılıyor ve ayaklarını denk almaları isteniyordu.

1982 referandumunda içini gösteren, nerdeyse transparan denebilecek incelikte beyaz zarflar kullanılmıştı. ‘Evet’ oyu verecek olanlar, yine zarf gibi beyaz olan oy pusulasını, ‘Hayır’ diyecek olanlar da mavi oy pusulasını zarfın içine koymak zorundaydı. Sandık başlarında nöbet tutan askerler ve militan görevliler, zarfların içindeki mavi oy pusulasını görüp tespit edebilecek durumdaydı. Bu şartlardaki referandumda ‘Hayır’ oyu vermek, zarfın içine mavi oy pusulası koymak cesaret gerektiriyordu.

Yapılanlar, cunta açısından olumlu sonuç verdi ve 1982 referandumunda Türkiye genelinde ‘Hayır’ oranı % 8,6’da kaldı. Türkiye’de sonuç böyleyken aynı oylamada Dersim’de ‘Hayır’ oyu verenlerin oranı ise % 17,4’e ulaştı.

Biraz uzattım ama anlatacağım hikâye de işte tam bu noktada ortaya çıkan bir olay üstüneydi.

‘Mavi’nin renk ve sözcük olarak bile yasaklandığı o ortamda  çok zor da olsa gizli saklı bir şekilde yürütülen ‘Hayır’ çalışması Dersim’de de vardı elbette. Bırakın oyunun rengini belli etmeyi, ‘mavi’ sözcüğünün bile kullanılamadığı o günlerde yaklaşık altmış yaşlarında olan annem, mahallemizde onun sözünü dinleyen başka birkaç kadınla birlikte ortak bir karar almıştı. Annem o gün, daha önce sadece düğün ve benzeri gibi özel günlerde giydiği mavi elbisesini giymiş, oy kullanmaya masmavi bir şekilde gitmişti. Annemle beraber başka kadınlar da benzer şeyi yapmış ve mümkün olduğunca mavi elbiseler giyerek, 7 Kasım 1982 günü sandık başına gitmiş, öyle oy kullanmışlardı. Yani ‘mavi’yi bırakın zarfa koymayı, her yana saça saça gitmişlerdi sandık başına.  İşte Dersim’de hiç bitmeyen ‘mavi’ böyle böyle birikiyordu.

Aradan yaklaşık otuz beş yıl geçti. 1982 Anayasası herkesi daraltan bir mengeneye, ülkeye giydirilmiş bir deli gömleğine döndü. O anayasayla nice hayatlar karardı.

O dönemden bana, iki yıl önce doksan yaşında kaybettiğim annemin mavi rengi ve o dirençli, onurlu duruşun gururu kaldı.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here