Anasayfa Köşe Yazıları Zeynel Özgün yazdı: Büyüyen gölgelerin güncesi (öykü)

Zeynel Özgün yazdı: Büyüyen gölgelerin güncesi (öykü)

Paylaş

Sorunun ortaya çıkmasından birkaç hafta sonra bütün ülke nerdeyse artık sadece hep bununla ilgili konuşuyor, her kes aynı konudan bahsediyordu. Televizyonlardaki tartışma programlarından alış veriş merkezlerinde yapılan ayaküstü konuşmalara, öğrencilerin birbirleriyle şakalaşmalarından çeşitli kurumların memurları arasındaki tartışmalara, apartmanlarının kapısında karşılaşan komşulardan, durakta otobüs bekleyenlere, trafik polislerinden semt pazarlarındaki satıcılara kadar her her sohbette bu sorun mutlaka gündeme geliyordu.

İnsanlar, gece ve gündüzle, mevsimlerin oluşumu ve dünyanın hareketleriyle ilgili en temel bilgileri sanki ilk defa keşfetmiş gibi bu konuları didikliyor, yaşananlarla ilgili mantıklı-mantıksız birçok gerekçe üretiyordu. Televizyon programları astronomlarla, astrofizikçilerle, coğrafyacılarla, yaşananları toplumdaki ahlaksızlıklara bağlayan ilahiyatçılarla doluyordu. Bazı programcılar, tartışmanın çerçevesini genişletmek ve toplumun her kesiminin sesini yansıtmak iddiasıyla işi falcılara, UFO uzmanlarına, kâhinlere danışmaya kadar vardırmıştı. Televizyonlardaki tartışmalarda olayı uzmanlaştıkları alanın bilgileriyle bilimsellik iddiasıyla açıklamaya çalışanlar ki bu grup içinde fizikçiler, coğrafyacılar, astronomlar, astrofizikçiler sayılabilirdi, masanın bir tarafına diziliyor, onların karşısına da ilahiyatçılar, falcılar, UFO uzmanları, kâhinler yerleştiriliyordu. Böylece konuyla ilgili tartışmalar, programı yayınlayan kanalın planladığı mizansen çerçevesinde ilerliyor ve bol bağrışmalı bir oyuna dönüşüyordu. Tartışmaya başka bir açıdan katılan sosyologlar, siyaset bilimciler, siyasal analistler ve hatta ekolojistler de yok değildi. Fakat bunların yaptığı yorumlar halk arasında pek ilgi görmüyor, insanlar daha çok “bilim çevreleri” ile “ilahiyatçılar” arasındaki polemiklere ve karşılıklı sataşmalara odaklanıyor, bunları izlemeyi tercih ediyordu. Bütün bu karmaşa içinde sesi en çok çıkan çevrelerden biri de olayın bir komplo olduğunu söyleyip bunu da çeşitli yüzeysel nedenlere bağlayan gruplardı. Komplo teorisine sarılanlar toplumu ikna edici mantıklı gerekçelere ihtiyaç duymuyordu. Bu yüzden, iddialarını en yüksek sesle ve en kolay savunan kesim onlardı. Diğerlerinin konuştuklarının duyulmasındansa durumu komplo teorisiyle açıklayanların konuşması, böylece insanların başka ayrıntıları düşünmesinin önüne geçilmesi ve halkın komploları boşa çıkarma amacıyla birleşip bütünleşme hedefine yönelmesi devlet çevrelerinin de beklentilerini karşıladığından hükümet kaynakları açıktan destek vermiyor gibi görünseler de komplo iddialarının basında, televizyon kanallarında ve internette daha fazla yayılmasını kolaylaştırıyor, bu yöndeki çalışmaları alttan alta destekliyordu. Hatta bazı bakanlık yetkililerinin kimi televizyonculardan komplo teorilerine daha çok yer vermesini istediği bu yönde kanal yöneticileriyle özel görüşmeler yaptıkları bile ileriki aylarda ortaya çıkacaktı.

shadow_adam

Devlet kurumlarının ve bilim çevrelerinin ne zaman fark ettiklerini kimse bilmese de insanlar sorunun varlığını Ekinoks takma adlı bir internet kullanıcısının yeni yılın ilk günlerinde takipçileriyle paylaştığı bir mesajla birlikte ilk defa duymuştu. Aslında Ekinoks durumun çok da farkında olmadan bunu yapmıştı. O da son yıllarda alışılagelen bir paylaşım biçimini kullanıp işin içine mizah da katarak sabahları erken saatte kalkanların karanlıkta güne başlamasını anlatmak istemiş, biraz da bundan şikâyet etmiş ve takipçileriyle şu cümleleri paylaşmıştı:

“Her sabah uyandığımızda üstümüze daha çok yıkılan bu gölgeler, güneşini yitirmiş günlerin puslu karanlığı gibi uzuyor, farkında mısınız?”

Ekinoks’un bu mesajı da benzerleri gibi hem durumu özetleyen bir aforizmayı andırdığından hem de kısa ve çarpıcı bulunduğundan ilgi görmüş ve çok sayıda kişi tarafından paylaşıldığı için hızla yayılmıştı. İnsanlar başlangıçta sabah saatlerinde henüz dağılmamış olan karanlığa ve geç aydınlanan gökyüzüne gönderme yapmak için bu mesajı paylaşmış ve yayılmasına yol açmışlardı fakat mesajın yazıldığı tarihten yaklaşık bir hafta sonra durum daha net anlaşılmaya başlamıştı; gündüzler uzamıyordu!

Bırakın konuyla ilgili bir şeyler okumuş veya bunun eğitimini almış olanları, hiç okul yüzü görmemiş taşradaki çiftçiden ilkokul öğrencisine kadar herkes Aralık ayının son haftasından itibaren gündüzlerin uzamaya başladığını, hatta bu tarihin geleneksel kültürü henüz canlı olarak yaşatabilen yörelerde çeşitli ritüellerle hatırlandığını bilirdi. Lise öğrencileri ve geçmiş yıllarda edindikleri astronomi veya coğrafya bilgileri biraz canlı kalmış olanlar da gündüzlerin uzamaya başladığı tarihin Aralık ayının yirmi ikinci günü olduğunu, bir önceki geceninse yılın en uzun gecesi olduğunu, kışta yaşanan bu tarih gibi diğer mevsimler için de böyle özel günler bulunduğunu hatırlardı. Fakat bu yıl ne olduysa, Ocak ayına girildiği halde gündüzler uzamamış, üstelik sonradan anlaşılacağı gibi kısalmaya devam etmişti. Konuyu ilk önce düşük tirajlı birkaç internet sitesi yazmış, fakat haber pek çarpıcı bulunmamış olmalı ki büyük gazeteler ve TV kanalları konuya ilgi göstermemişti. Her sabah güne uyanan insanlar bir öncekine göre daha karanlık bir gökyüzü ile karşılaştıkça ilerleyen günlerde durumun sanıldığının tersine daha büyük sorunlara yol açacağı anlaşıldı.

Gündüzlerin kısalmaya devam etmesi İlk birkaç ay boyunca daha çok popüler tartışmaların konusu olmuş, toplum, sorunu bilimsel açıdan yaklaşanlarla ilahiyatçılar arasında ikiye bölünmüştü. Olanları bir komploya bağlayanlarla ilahiyatçılar, falcılar ve kâhinler çoğu zaman verdikleri mesajlarda birleşiyor, topluma motivasyonu yüksek tutmak gerektiğini söyleyerek birlik ve beraberliği korumak için komplonun boşa çıkarılması için çağrı yapıyorlardı. Konuyla ilgili yorum yapan sosyologlar, siyaset bilimciler, analistler ve bunlara benzer diğer grupların sesi ise nerdeyse hiç duyulmaz olmuştu.

Tartışmanın büyümesi üzerine Ekinoks, sorunun ilk kez duyulmasına yol açan mesajını silmeyi de düşünmüştü. Adım adım büyüyen ve bir felakete dönüşeceği nerdeyse artık herkes tarafından kabul edilen bu durumun bilmeden de olsa ilk habercisi olmaktan dolayı kendini endişeli hissediyor, akla hayale sığmaz çeşitli suçlamalarla karşı karşıya kalmak istemiyordu. Bu tür durumlarda olmadık şeyler nedeniyle suçlanmak işten bile değildi, bunun örneklerini çok duymuştu. İçinde büyüyen kaygıyı durduramadı fakat yine de tereddütünü bastırmayı başardı ve yazdığı mesajı silmekten vaz geçti. Düşünceli bir şekilde elindeki uzaktan kumandanın tuşlarına gelişigüzel basarak televizyon kanallarını hızla taradı. Aslında hiçbir kanalı izlemiyor sadece zihnindeki puslu endişeyi dağıtmak istiyor gibiydi. Her tuşa bastığında kulağına çalınan yarım yamalak cümlelerden kanalların nerdeyse tamamında açık oturum yapıldığını ve konuşulanların yaşanan sorunla ilgili olduğunu fark etti.

“…dünya yörüngesindeyken güneşten bir santim bile ….”

“…bu da deprem gibi ilahi bir…”

“…uyanın artık, karanlık giderek uzu…”

“…ABD ve Rusya, gibi büyük devletler…”

“… bunu ilk yazan kimmiş peki? Araştırıldı mı?”

Duyduğu son cümleyle vücudundaki bütün kanın çekilip baç ucuna doğru hücum ettiğini ve bunun etkisiyle suratında keskin bir yanma olduğunu hissetti, televizyonu kapatıp konuyla ilgili olan bitenin internette nasıl tartışıldığını anlamak için bilgisayarının başına geçti.

indir

Ekinoks, daha çok gençler tarafından çeşitli paylaşımların yapıldığı bir blogda çok uzun olmayan fakat başından geçen güncel olaylarla ilgili kısa ve çarpıcı mesajlar paylaşmayı tercih eden biriydi.  Hayatının nerdeyse her dakikasını takipçileriyle anında paylaşan diğer internet kullanıcıları gibi her şeyini ortaya sınırsızca döken biri olmadığından, doğal olarak Ekinoks’un kimliği ve hayatıyla ilgili ayrıntıları kimse bilmiyordu. Fakat buna rağmen yazdıkları ilgi gören, hele de son zamanlarda olanlardan sonra bu konuyu ilk gündeme getiren kişi olarak neler paylaşacağı çok merak edilen biri olmuştu. Ekinoks, yazdıklarının artık daha çok insana ulaşmasından dolayı elbette memnundu fakat bunun aynı zamanda şimdi aklına gelmeyen başka çevrelerce farklı amaçlarla takip edilme olasılığını yükselttiğinin de farkındaydı. Zaten endişesi bu yüzdendi. Zar zor eriştiği sınırlandırılmış internet ağından ayrılıp yatağına gitmeden önce yine dikkati çekecek ve üzerinde çok konuşulacak şu mesajı takipçileriyle paylaştı:

“Geç doğan güneşe küsmeyin, erken çöken karanlığa öfkelenin!

Işığa arkanızı dönerseniz, önünüze düşüp uzayan gölgeler ancak yolunuzu karartır.

Işığa ihtiyacınız varsa, gündüzünüzü nerde kaybettiyseniz gidip orada arayın!”

Giderek daha çok fazla uzayan geceler nedeniyle halkta oluşabilecek paniğin önüne geçilmesi için internet kurumu, verdiği hizmeti sınırlandırmıştı. Bu sınırlamayı aşmak için Ekinoks’un da daha önce çeşitli zamanlarda kullandığı bazı yöntemler vardı, fakat bunların hiç biri artık işe yaramıyordu. İnternet hem sınırlandırılmış hem de çok yavaşlatılmıştı. Yurt dışı ağlarına erişmek ise yapılan sınırlama nedeniyle artık mümkün değildi. Sadece izin verilen başlıca haber sitelerine, resmi duyuruların yapıldığı web adreslerinin yayın ağına ulaşılabiliyordu. Bunun dışındaki sistem nerdeyse tamamen kapatılmıştı veya çökmüştü. Ekinoks, olağan dışı bir şekilde giderek kısalan gündüzlerle ilgili başka ülkelerde neler konuşulduğunu merak ettiyse de bu konuda bilgi sahibi olamadı. Hatta aynı sorunun başka ülkelerde de yaşanıp yaşanmadığı hakkında bile bir fikri oluşmamıştı. Başkalarının neler düşündüğünü bilmiyordu fakat Ekinoks, kendisini kapana kıstırılmış ve bütün çıkış yolları kapatılmış çaresiz bir hayvana benzetiyordu. Mesajını takipçileriyle paylaştıktan sonra bilgisayarını kapatıp yatağına geçen Ekinoks’un tek umduğu şey, gece boyunca deliksiz bir uyku çektikten sonra, son aylarda başlarına gelenlerin bir kâbustan ibaret olduğunu görmek ve sabah olduğunda her şeyin normal seyriyle devam ettiği bir güne uyanmaktı.

111İlerleyen birkaç ay sonunda durum düşünüldüğünden de fazla kötüleşmişti. Başlangıçta karşılıklı ateşli konuşmalara sahne olan tartışma programlarında çok şey değişmiş, buralara çağrılan konukların profili farklılaşmış, son zamanlardaki tartışmalarda işin içine enerji, sağlık ve psikoloji uzmanları da girmiş, artık sorunun nasıl ortaya çıktığından çok yaşanan karmaşa çok boyutlu olduğundan meydana gelen sonuçlardan ve yaşanacak olumsuzluklardan vatandaşların nasıl korunacağı üzerine konuşulur olmuştu.

Kış ayları boyunca büyük zorluklar çekilmiş, her gün kısalmaya devam eden gündüzlerin günlük hayat üzerindeki ilk etkisi enerji krizi şeklinde ortaya çıkmıştı. Gecelerin giderek uzaması yüzünden hem elektrik harcamaları yükselmiş, hem de ısınma ihtiyacı artmıştı. Bu alanlarda zorunlu kısıtlamalara gidilmiş ve o güne kadar görülmemiş oranda kesintiler yaşanmıştı. Alışılagelen takvim ayları düşünüldüğünde havaların artık ısındığı, gündüzlerin uzamakla kalmayıp geceyi de geçtiği günler geçilmiş olmasına rağmen her gün daha da büyüyen günün karanlık dilimi nedeniyle havalar bir türlü ısınmamış, enerji sıkıntısıyla başlayan zorluklar giderek bir ülke krizine dönüşmüştü. Bu durum düzenlenen tartışma programlarına çağrılan konuklara ekonomistlerin ve enerji uzmanlarının da eklenmesine yol açmıştı. Bunlara insanların yaşadığı panik, kaygı ve endişe de eklendiğinde ortaya çıkan manzaranın ne iç karartıcılığı hakkında bir fikir sahibi olmak mümkündü. Ülke, nedeni konusunda kimsenin akla yatkın açıklamalar getiremediği, dişe dokunur ve üzerinde düşünülmesi gereken sözler söyleyenlerinse seslerini pek duyuramadığı, bu sorun yüzünden soğuk ve karanlık günlere doğru (belki de burada “soğuk ve karanlık gecelere doğru” denilse daha yerinde bir anlatım olacaktı) ilerlerken, Günışığı adlı bir köşe yazarı, yazdığı son yazılarda çok da ayrıntıya girmeden bu durumdan kurtulmanın mümkün olduğunu savunuyor fakat bu iddia da sorunun başladığı zamanlarda ortaya çıkan haberlerin inandırıcı bulunmaması gibi ciddiye alınmadığından kimsenin dikkatini çekmiyordu. Zaten oldukça sınırlı olan, son haftalardaysa sadece günün belirli saatlerinde girilebilen internet ağına bağlanıp ağ üzerinden yayın yapabilenler, artık çoğunlukla gerçek isimleri yerine Ekinoks, ve Günışığı’nın yaptığı gibi takma isimler kullanıyordu. Eskiden beri oldum olası oldukça yoğun olan kontrol ve takip faaliyetleri yeniden hız kazanmış, güvenlik örgütü, ortaya çıkan bu durum karşısında çareyi kontrol ve takip çalışmalarına ağırlık vermekte, böylesine olağanüstü zamanlarda vatandaşlar arasında istenmeyen düşüncelerin yayılmasını önlemek için önlemleri üst düzeye çıkarmakta bulmuştu. Sıradan vatandaşlar için bu önlemleri aşabilmek çok zor olsa da, sayıları giderek azalmakla birlikte güvenlik önlemlerinin belirlediği çerçevenin dışına çıkanlar olabiliyor ve bunlardan bir kısmı, zor şartlar altında da olsa zaman zaman seslerini duyurabilecek çeşitli kanallar bulabiliyordu. Günışığı’nın bu takma adı ne zamandan beri kullandığını kimse bilmese de kısalan gündüzlerle ilgili ısrarla ortaya attığı ve kimsenin o güne kadar alışık olmadığı bazı şeyler söylemesi yüzünden tanınmaya başlamıştı. Televizyon programlarında bilim çevrelerinden politikacılara, ilahiyatçılardan falcılara stratejistlerden iktisatçılara ve şu anda isimleri aklımıza gelmeyen daha birçok gruba dâhil insanlar (ki; bir ara bazı programlara itfaiyeciler de çağrılmaya başlanmış fakat bu durum ilgi çekici bulunmadığı gibi, sorunun ağırlığı karşısında programı yapanlar ciddiyetsizlikle suçlandığı için bu furya başladığı gibi sessizce sona ermişti) sorunla ilgili kimi bir birine yakın, kimiyse taban tabana zıt olan tezlerini anlatırlarken, Günışığı her yazısında bütün bu tartışmaların insanları gerçeklerden uzaklaştırdığını savunuyor ve böyle devam edilirse yaşanan sorundan kurtulmanın hepten olanaksızlaşacağını söylüyordu.

Kronometrenin, tükendikçe elden kayıp giden değerli bir zamanı ölçmesi gibi ülkedeki çeşitli kuruluşlar da her gün gündüz süresinin ne kadar kısaldığını tespit ediyor ve bundan çeşitli sonuçlar çıkarmaya çalışıyorlardı. Bir süre sonra gündüzlerdeki kısalmanın ilk aylardakine göre hayli arttığı, daha önceleri her gün için sadece bir dakikayla veya bunun biraz üstündeki bir süreyle ölçülebilen gündüzlerdeki kısalmanın, yaz başlarına gelindiğinde günde on dakikayı aştığı anlaşıldı. Bu durum ilk zamanlarda kimseye açıklanmasa da, gazete ve televizyonlarda bu haberler pek yer almasa da insanların tek odaklandığı sorun bu olunca her şey artık gizlenmesi mümkün olmayan bir sırra dönüşüyor, ortaya çıkan yeni bilgiler kulaktan kulağa, sokaklardaki bir uğultu gibi hızla yayılıyordu. Sokaktaki uğultu kavramı bu dönemde her türlü bilginin biçimsiz bir şekilde ve akıl almaz bir hızla yayılmasını anlatabilmek için oldukça isabetli bir benzetme sayılabilirdi. Çünkü sözünü ettiğimiz bilgiler, hangi kaynaktan çıktıkları bilinmediğinden, hangi yollarla başkalarına ulaştıkları tespit edilemediğinden, belli bir biçime sahip olmadıklarından, bilgiye ulaşan kişi onu nasıl yorumlamışsa ona göre şekil alıp başka bir biçime dönüştüğünden tam bir tarifini yapmamız çok zor olsa da zifiri karanlık bir gecede öfkeyle akan, fakat ne taraftan ne tarafa doğru gittiğini bilmediğimiz bir ırmaktaki suyun ürkütücü homurtusu gibi yayılan sokak uğultularına benziyordu. İşte sokak uğultusu gibi yayılan ve nerden başladığı belli olmayan, hatta belki de farklı yerlerden başlayarak kimsenin planlamadığı bir şekilde belli bir noktada buluşan bu bilgiler, birbirlerine eklendikçe büyüyor, arada kalmış olan boşluklar varsa onlar da insanlar tarafından sonradan tamamlanıyor, bir kısmı işe yarar bulunmadığı için çabucak unutulup gidiyor fakat bazıları daha geniş çevrelerce ilgiyle karşılanabiliyordu. Ekinoks’la Günışığı başından beri birbirini tanıyor muydu, söylediklerini birlikte mi tasarlamışlardı; yoksa artık nerdeyse günün tamamına yayılan karanlıktan kurtulmanın yolunu bildiklerini iddia eden (en azından onların yazdıklarını okuyan insanlarda böyle bir düşüncenin oluşmasına neden olan) yazıları tamamen rastlantısal bir şekilde mi eş zamanlı olarak yayılmıştı, birbiriyle ilişkili olduğu akla gelen iddiaların benzerliği sadece onları takip eden insanların yaptığı bir yakıştırma mıydı doğrusu bunları bilmiyoruz. Her ne kadar bu iki internet kullanıcısının mesajlarını birbirleriyle haberleşerek yazıp yazmadıkları konusunda elde net bir şey olmasa da, her ikisinin düşünceleri arasındaki paralellik gözlerden kaçmıyordu. Her ikisi de insanlara gazetelerin ve tartışma programlarının ilk haftalardan beri yaygınlaştırmaya çalıştığı şartlandırmaların dışına çıkarak akıl yürütmelerini öneriyor, bu önerilere başlangıçta kimse pek bir anlam vermese de sonraları birçok kişinin aklına çeşitli soru işaretleri takılmaya başlıyordu.

1x-1

Günışığı, yaklaşık bir hafta önce yazdığı yazısında mitolojik tanrılardan biri olan Erebus’tan bahsetmiş ve yine mitolojik zamanda yaşanmış olan geceyle gündüz arasındaki savaşta kendilerini şafak tanrıçası Eos’un muhafızları olarak tanıtan kahramanların maceralarını anlatmıştı. Bir sinema filminin konusu olsa belki daha çok ilgi çekecek olan bu mitolojik hikâyelere karşı gösterilen kayıtsızlık, insanların bu kaostan önceki alışkanlıkları düşünüldüğünde, şaşılacak bir durum değildi. Günışığı’nın son yazısındaki mitolojiyle ilgili kısım çok kişi tarafından ilgiyle karşılanmasa da yazının sonunda yer alan şu ifadeler dikkat çekici bulunduğundan yazıyı okuyup buraya kadar gelmiş olanlar, tekrar yazının başına dönüp bir kez daha okuma ihtiyacı hissediyordu.

“Hikâye her nerede ve her ne zamanda yaşanırsa yaşansın, hikâyeyi yazanlar hep aynı kahramanları anlatır. Karanlığı gündüze taşıyan, gündüzü karanlığa bulayan şeyi durdurmak mı istiyorsunuz? Yüzünüzü güneşin doğduğu tarafa dönüp gölgeleri arkanızda bırakın! Bırakın günışığı gözlerinizde çoğalsın! Bırakın gölgeler arkanızda küçülsün!”

kenny-random1

Kimsenin pek ilgi göstermediği mitolojik hikâyelerin ardından yazısının sonunda herkesin hayatını nerdeyse tamamen alt üst eden bir sorundan bahsedip insanlara şimdiye kadar duymadıkları şeyler anlatan sıra dışı ve içinde bir miktar da büyü taşıyan bu cümleler insanlarda merak uyandırıyor, bu yüzden akıl almaz bir çaresizlik duygusu içinde kıvranıp acı çekenler, bu ışığa sıkıca sarılmak, küçük de olsa bulduğu umudu bir daha yitirmemek ister gibi başa dönüp bu yazıyı defalarca yeniden okuyordu.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here