Paylaş

Devlet yönetiminde adeta siyasal bir ekol haline gelmiş olan ve ‘cadı avı’ kavramını modern çağa göre güncelleyerek kurumsallaştıran McCarthyciliği sanırım çoğumuz biliriz. Bugün internette o dönemin ABD’siyle ilgili okuduğum bir makaleyle bu kavramı bir kez daha hatırladım. Sonra o dönemin Amerika’sıyla ilgili yazılmış başka birkaç yazı daha okudum. Neler olmuş neler. İnsan şaşkına dönüyor.

Sağcı bir senatör olan McCarthy’nin seçilmeden önce başarısız bir avukatlık kariyeri olduğu belirtiliyor. Kendisinden ‘Güvenlik Uzmanı’ olarak söz edenler de var. 1947-1957 yılları arasında Wisconsin senatörlüğü yapmış bir siyasetçi.

1945 yılında sona eren İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa’da Nazi Almanya’sını yenilgiye uğratan Kızıl ordunun ve onunla birlikte nüfuzu giderek artan SSCB’nin varlığı o yıllarda dünyanın çeşitli yerlerinde bir toplumsal dalga şeklinde ortaya çıkan değişim ihtiyaçları için Sosyalizmi bir ilgi odağı haline getirmiştir. Savaştan sonra birçok kıtaya yayılan antikapitalist hareket, yeni toplumsal dalganın yönünü Sosyalizme doğru çevirir.

Bu koşullarda histeri, korku ve paranoya yayarak tam da istenen kıvama rahatlıkla sokulan Amerikan kamuoyunda, ‘ikinci kızıl panik’ paranoyasıyla McCarthyciliğin gelişmesi için uygun bir zemin oluşmuştur.

McCarthy, 1950’de yaptığı Wheeling Konuşmasında ABD’nin Komünist İstila tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, komünistlerin Dış İşleri Bakanlığına kadar sızdığını, “belge” olduğunu söylediği kâğıtları dinleyenlere karşı sallayarak elinde 205 kişilik komünistler listesi bulunduğunu söyler. Böylece kamuoyunda ‘İkinci Kızıl Panik’ dönemi olarak bilinen toplumsal paranoyanın zirveye çıkmasını sağlar.

McCarthy’nin elindeki belgelerde kimlerin isimlerinin yer aldığı hiç açıklanmaz. Hatta elinde bir belge olup olmadığı da tartışmalıdır. Ancak bu listenin 1946 yılından beri kayıtları incelenen birkaç bin kişinin taranmasıyla oluşturulduğu tahmin ediliyor.

McCartyh’nin bizzat yönettiği Senato soruşturmalarında solcuların ve muhaliflerin kendi arkadaşlarını ihbar ettikleri takdirde aklanmış sayılacakları dayatılır ve ifadeye çağrılanlar büyük baskı altına alınır. Bu baskılara karşı direnemeyip arkadaşlarını ihbar edenler çıktığı gibi, aralarında Bertolt Brecht, Charlie Chaplin, Arthur Miller, Orson Welles‘in de bulunduğu pek çok ünlü kişi baskıya boyun eğmediği ve arkadaşlarını ihbar etmediği için bir kısmı ya işini kaybeder ya Avrupa’ya göç etmek zorunda kalır.

Senatodaki 10 yıllık görev süresinde McCarthy ve çalışanları, birçok kişi hakkında sorumsuz suçlamalarla kötü bir şöhret kazanır. Bu dönemde, çeşitli durumlardan türlü insanlar komünist ya da komünizm sempatizanı olmakla suçlanır, özel ve devlet kurumlarınca saldırgan soruşturmalarla karşı karşıya kalır. Bu dönem boyunca, birçok insan işten kovulmalara, işyerlerinin yok edilmesine ve tutuklanmalara maruz bırakılır

McCarthy’nin yöntemlerine karşı çıkanlar da aynı suçlamaların hedefi yapılıp itibarsızlaştırılır, senato üyesi muhaliflerin de yeniden seçilmesi engellenir.

Yaygın bir ihbar ve ispiyon furyasıyla ülkede yıllar boyu sürecek bir ‘cadı avı’ başlatılır, insanlar haklarındaki ihbar ve ispiyon sonucunda gözaltına alınır, haklarında soruşturmalar yapılır, işlerinden atılır, bir kısmıysa ülke dışına kaçmak zorunda kalır.

McCarthy tarafından bizzat yönetilen bu mesnetsiz iftira politikasının Nazilerin politikalarıyla benzerliği, Amerikan kamuoyunun bir kısmını rahatsız etmekle birlikte, çoğunluk, anti-komünist histeri içerisinde, ona kulak verir ve en azından, karşı çıkmaz.  Rahatsız olanlar bile anti-komünist histeriden etkilendikleri için, ses çıkarmaz.

McCarthy, nerdeyse bütün kurumları kontrol edebilecek duruma gelir. Amerika’nın Sesi radyo programlarını yürütenleri de iyice sarsıp yıprattıktan sonra, sıra Amerikan kütüphanelerinde bulunan ‘yıkıcı’ yayınları tespite gelir. McCarthy, hazırladıkları listelerdeki kitapları toplattırır ve bunların bir kısmı yakılır. McCarthy, Hitler ile aynı sırayı izler. Kitap yakmanın ardından Protestan din adamlarına el atar.

29 Mart1950’de Washington Post gazetesinde yayınlanan bir karikatürde McCarthycilik kavramı ilk defa bir akımı ve dönemi belirtir şekilde kullanılır ve bu karikatürde McCarthycilik kovalar dolusu zifte benzetilir. 

McCarthy’nin çirkin yüzünü sergileyen televizyon programları ancak 1954 yılında ulusal kanallarda yayınlanmaya başlar; Fakat o tarihlerde yapılan kamuoyu anketlerinde bile, Amerikan halkının yüzde 50’sinin onu desteklediği ve yüzde 21’inin de kararsız olduğu ortaya çıkar. Bu durum histeri ve paranoyanın Amerikan kamuoyu üzerindeki etkisinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

3 Mart 1954’te “Joseph McCarthy Raporu” adlı bir dosya televizyonda yayınlanır. Burada, senatörün ahlaksızlığı ve acımasızlığı açıkça sergilenir. Nihayet Senato, 1954’ün Aralık ayında McCarthy’nin bazı eylemlerini kınayan bir kararı, 76’ya karşı 22 oyla onaylar. Bu olay oyunun sonu olur. McCarthy bir avuç şakşakçısıyla baş başa kalır ve 1957 yılında da ölür.

Hayli ilginç değil mi? Neyse ki bu tür uygulamalar ve bu yönetim tarzı eskilerde kalmış

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here