Paylaş

Çocukluğumda, bu ülkedeki her topluluğun geçmişinde ağır acılar yaşamış olduğunu, o topluluğun bireylerinin bunu bir sır gibi taşıdıklarını, biz Dersimlilerin payına da Tertelé Kırmanciye veya Tertelé 38 dediğimiz kısmın düştüğünü düşünürdüm. Bu yüzden çocukluğumuzda babalarımızdan, annelerimizden dinlediğimiz katliam ve kırım hikâyelerini biz Dersimlilerin payımıza düşen ve sır gibi taşımamız gereken bir miras gibi görürdüm. Herkesin acısı vardı sanki ve bize de 38’deki Tertelé Kırmanciye düşmüştü. Fakat öyle değilmiş.

Zaman geçtikçe, bir önceki kuşaktan bize devredilen bu mirasın ne kadar ağır acılar içerdiğini ancak bunu diğer felaketlerle karşılaştırma imkânı buldukça anladık. Her şey yavaş yavaş ortaya çıktığında, sanki Dersimli olmanın bir parçasıymış gibi, o kimliğe sahip olmanın getirdiği bir yazgıymış gibi o dağ köylerinde yaşayan yoksul insanlara yaşatılanların, bu topraklar üzerinde yaşanmış en keskin birkaç acıdan biri olduğuna Dersimli olmayan diğer bir çok insan da yavaş yavaş tanık oldu.

4 Mayıs 1937 tarihli ‘Gayet Gizli’ Bakanlar Kurulu Kararının adı “1937 Yılında Yapılan Tunceli Tenkil Harekatına Dair Bakanlar Kurulu Kararı’ dır.

Bir süre öncesine kadar “terbiye etmek, uslandırmak, yola getirmek” anlamındaki ‘tedip’ kavramıyla ifade edilen Dersim’e yönelik devlet yaklaşımı, bu kararla başka bir boyuta çıkarıldı ve asıl niyet, “düşman veya zararlı kimseleri “topluca ortadan kaldırmak” anlamına gelen ‘tenkil’ kavramıyla ifade edildi.

Peki bu ‘tenkil’ kararı, yani topluca ortadan kaldırma kararı nasıl işleyecekti? Bu sorunun yanıtı da Bakanlar Kurulu Kararında Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri kâmilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür”  ifadeleriyle açıklanmıştı. 

Dersim, yüz yıllardan beri farklı bir sosyolojik yapıyla şekillenmiş, hem merkezi otoritenin kapsama alanı dışında varlığını sürdürmüş, hem de her türlü hiyerarşik ve toplumsal baskıdan kaçan toplulukların sığınağı haline gelen bir coğrafya olmuştu. Dersim dağlarında yaşayan yoksul halk, bütün farklılıklarına karşın dışarıdan gelenlerle bir arada yaşamayı başarıyor, her bir farklı kültür ve toplumsal gelenek az ya da çok Dersim kültürüne etki ediyor ve böylece kültürel-toplumsal bir sentez ortaya çıkıyordu. Bu nedenle hem sosyolojik, hem kültürel, hem de siyasal özelliklerinden dolayı merkezi otoritenin çizdiği sınırların dışında, kendine özgü özellikleriyle bir yaşam biçimi oluşturan Dersim, her dönemin devlet yönetimi için bir risk olarak algılanıyordu. Osmanlı döneminden beri durum böyleydi ve hiç değişmemişti. Nitekim dönemin Harput Valisi ve Anadolu Ordusu Komutanının 14 Ekim 1851 tarihinde merkezi hükümete ‘arz’ olarak yazdığı raporda geçen “…üç-dörtyüz seneden beru içlerine hükümet girmemiş ve kenduleru dahi dağ ve ormanlarda gezerek… ifadeleri de Dersim’le ilgili bu yaklaşımın göstergesiydi.

Farklı kimliği ve farklı sosyolojik yapısıyla Dersim, Cumhuriyet döneminde de devlet için risk oluşturan bir bölge olarak algılanmış, ‘kesin ve etkili’ çözüm gerektiren bir durum olarak değerlendirilmiştir.

1926 yılında Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in İçişleri Bakanlığına sunduğu raporda “Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır…” deniyordu. Yine “kesin bir ameliye yapmak lazım” sözünün ne anlama geldiği de aynı raporda şöyle yer alıyordu: “Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha çalışmak hayalden başka bir şey değildir… 

İşte 4 Mayıs 1937 tarihli tenkil (topluca ortadan kaldırma) kararı bütün bu tarihsel süreç üzerinden şekillendirilmiş olan ‘kesin ve etkili’ çözüm yönetimini ifade etmektedir.

Yönetmen Özgür Fındık, ‘tenkil’ sürecinde yaşanan büyük acıların bir bölümünü, Kara Vagon adı verdiği belgeselinde anlatmış. Belgesele konuşan kişiler arasında o dönemde Dersim’de asker olarak görevlendirilenler de var.

Katliam sırasında Dersim’de asker olan Eskeri Akyol, şahit olduğu vahşeti şu sözlerle anlatmış:

 “Biz Diyarbakır’dan yedi gün, yedi gece yürüyerek gittik. Dersim’e gittikten sonra bizi Ali Boğazı’na verdiler. Gittiğimizde evler yakılıyordu. Askerler ulaştıkları evleri içindekilerle birlikte gazyağı döküp yakıyorlardı.”

“… Kaçanların bir kısmı derelere, mağaralara sığınmışlardı. Daha dirençli olanlar, (Munzur) nehirden karşıya geçiyorlardı. Askerler öyle yetişir yetişmez ateşe veriyorlardı mağaraları. Sonra gittiğimizde/baktığımızda, öyle çoğu yaşlı benim gibi. Getirip üst üste yığıyordu askerler ve üzerlerine gazyağı döküp ateşliyorlardı. Öyle canlı canlı… Kadın, çoluk – çocukları da yakıyorlardı… 

Yine aynı dönemde Dersim’de asker olan başka biri de şunları söylüyor:

“Dersimliler çok öldürüldüler! Kutu deresinden ceset kokusundan durulamıyordu.İnsanları öldürüp atmışlardı. Öylesine felaket görülmemiştir. Maalesef kötü askerler çoktu. Onlar kadın, çoluk-çocuk ayrımı yapmazlardı. Kadınları götürüp kötülükler yapıyorlardı. Allah, Muhammed’in ümmetini bu hale düşürmesin.”

Dördüncü Umum Müfettişliğin raporuna göre ‘tenkil’ harekâtı sırasında on üç bin sivil insan öldürülmüş ve yaklaşık on iki bin kişi de Dersim dışına sürgüne yollanmış. 

Kara Vagon belgesinde seslendirilen bir ağıttaki şu sözler Dersim için sanki yüzyılların özeti gibi:

Diyorum ki

Gökyüzü bulutlanmış

 

Ah!

Kırmızı bulutlar

Dersim’in üstünden

Hiç uzaklaşmıyorlar

İşte o ‘kırmızı bulutlar’, 1937’nin Mayıs ayından itibaren de tedip ve tenkil şeklinde çöktü Dersim’in üstüne. Kalanların, kaybettiklerinin yasını tutmaya fırsat bulamadıkları, buna cesaret dahi edemedikleri bir tedip ve tenkilden geçirildi Dersim. Üzerinden yıllar geçse de o gökyüzü hala orada duruyor ve o göğün altında yaşayan bize ise Dersim’in acılı hafızasından oluşan bu mirası taşımak düşüyor.

Bu yüzden tertele aklımızdan hiç çıkmıyor!

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here