Anasayfa Köşe Yazıları Zeynel Özgün yazdı: İmros’daki parmak izleri

Zeynel Özgün yazdı: İmros’daki parmak izleri

Paylaş

Daha birkaç gün önce bir seçim yaşanmışken, bunca gürültünün koptuğu bu günlerde belki çok insanın tanımadığı bir hukukçu sessiz sedasız bir insan hakları mücadelesi veriyor. Avukat Erhan Pekçe, yine belki de birçok insanın bilmediği, duymadığı, bilip duysa da unuttuğu bir konuyu ısrarla gündemde tutmaya çalışıyor; bunun hukuk mücadelesini yürütüyor.

Takip edebildiğim kadarıyla Erhan Pekçe uzunca bir süredir İmros ve Bozcaada (Gökçeada ve Bozcaada)’da devletin geçmişteki uygulamalarının izlerini sürüyor ve bunları belgeleriyle açığa çıkarıyor. Pekçe, bu çalışmaları kapsamındaGökçeada’da etnik ayırımcılık yapılarak ve özellikle mülksüzleştirme yöntemiyle adada mukim Ortodoks Rum Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının göçe zorlandığı, bunun sistematik olarak devlet tarafından gerçekleştirildiği ve bunun da insanlığa karşı suç vasfında” olduğunu belirterek Gökçeada Cumhuriyet Başsavcılığına başvurup bu süreci hem belgelemek, hem kayıt altına almak ve hem de insanlık suçlarını açığa çıkarmak için çaba harcıyor. 

Şimdi olayın hukuki boyutunda neler yaşandığına bir ara verip İmros ve Bozcaada’da neler olduğunu kısaca hatırlayalım.

Bilen bilir aslında; Ege denizindeki bu iki adanın yasal statüsü 1923’de Lozan Anlaşmasında belirlenmişti. Lozan’ın 14. Maddesi bu adalarda yaşayanların lehine olacak şekilde güçlü bir özerk yapı öngörmekteydi. Lozan’ın 14. Maddesinin günümüz Türkçesine çevrilmiş hali şöyledir: Türk egemenliğinde kalan Gökçeada ve Bozcada adaları yerel unsurlardan kurulu özel bir idari yapıya sahip olacak ve yerel yönetim ve kişilik ve mülkiyet haklarının korunması bakımından Gayrimüslim yerli halka her türlü garanti verilecek. Düzen yukarıda bahsedilen yerel yönetim tarafından yerel halk arasından seçilen ve bu yönetimin emrine verilen polis gücü tarafından sağlanacaktır. Türkiye ile Yunanistan arasında Yunan ve Türk nüfusun mübadelesiyle ilgili yapılmış ve yapılacak anlaşmalar Gökçeada ve Bozcada sakinlerine uygulanmayacaktır.”

Fakat bu maddeye karşın 1923’den bugüne kadar bu iki adada uzun süre kimsenin duymadığı, duyanların da seslerini çıkarmadığı bir trajedi yaşandı.

Lozan’daki bu hüküm, 1927 yılında çıkarılmış olan 1151 sayılı Bozcaada ve İmroz Kazalarının Mahalli İdareleri Hakkında Kanunla güdük hale getirildi ve aynı kanunla ada halkının kendi dilinde eğitim hakkı da ellerinden alındı. Sonrasında hayata geçen bir dizi uygulama ile ada halkı sistematik bir şekilde mülksüzleştirildi, yerlerinden edildi ve göçe zorlandı.

Milli Güvenlik Kurulu (MGK)’nın 1964 tarih ve 35 sayılı kararı bu sistematik insan hakkı ihlallerinin en kapsamlı belgesi.

Erhan Pekçe’nin ortaya çıkardığı belgelerden birinde bir TSK personeli 35 Sayılı MGK kararının amacını şöyle özetlemiş: “Adanın Türkleştirilmesi ve göçmenlerin tutunabilmesi için lüzumlu bütün ekonomik, sosyal ve manevi şartların hazırlanması ve Rum emellerinin tamamen yok edilmesi için gerekil tedbirlerin alınmasıdır”

35 Sayılı MGK kararının ekinde yer alan belgeler ise dehşet verici. Bu kararda adanın Türkleştirilmesi çabaları çerçevesinde her bakanlığa düşen görevler tek tek ve detaylı bir şekilde açıklanmış.

Karara göre alınması gereken önlemlerin bazıları şöyle:

“Amme tesisleri tesis etmek maksadiyle Adaların en verimli ve en önemli kısımlarında derhal kamulaştırma faaliyetine girişilmesi” 

“Adaların turistik çekiciliğini azaltmak ve bunun için de bu bölgenin ikinci yasak bölge statüsünü muhafaza ederek yasak bölge nizamını titizlikle uygulamak.” 

“Adalarda kilisenin nüfus (sanırım nüfuz demek isteniyor) ve kudretini kırmak için Patrikhane hakkında alınacak tedbirlerin buralarda teşmili” 

“Rum çocuklarının da bütünüyle adalar halkının Türk Milli Bayramlarına katılımlarının sağlanması” 

“Adalar Rumların milli bayramlarına katılmalarının mani olunması” 

“Kanuni yollardan sistemli şekilde Rumların ellerinden topraklarının alınması ve bunun için de bir fon tesisi” 

“Adaları terk eden Rumların yerine yerleştirilmek için …. Rum halkının Türk göçmenlere karşı beslemekte oldukları antipati ve Adaların şartları göz önünde tutularak tercihen bu şartlara mukavemet edebilecek ve yerlerinde kalkındırılmalarına imkan görülmeyen Doğu Karadenizlilerin iskan edilmeleri” 

Bu yazılanlar, söz konusu karardakilerin sadece çok küçük bir bölümü. Bunların ardından adalarda yaşayanların isim isim fişlendikleri, adalardaki Rum esnafın ticarethaneleri, kimin kiminle ilişkili olduğu ve daha pek çok şey oldukça ayrıntılı olarak yer alıyor.

Bütün bunlar, 2005 yılında adayı ziyaret eden Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Hukuk İşleri ve İnsan Hakları Komitesinin raporunda da yer almış.

Erhan Pekçe, 35 Sayılı MGK kararını da dayanak göstererek İmros ve Bozcaada’daki uygulamaların etnik ayrımcılık olduğunu ve bunun da insanlık suçu olarak tanımlanması gerektiğini belirterek bir hukuk mücadelesi yürütüyor. Ancak bu çırpınışlarına karşın Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı “kovuşturmaya yer olmadığı” yönünde bir karar vermiş. Pekçe buna da itiraz etmiş. Teşekkürler Erhan Pekçe.

Dersim’de olduğu gibi yine İmros’da da yüreklerin kulakları sağır.

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here