Anasayfa Köşe Yazıları Zeynel Özgün yazdı: Dönerken yanımızda gelmeyen vardı, eksilmiştik.

Zeynel Özgün yazdı: Dönerken yanımızda gelmeyen vardı, eksilmiştik.

Paylaş

O gün barış için meydanlar dolacaktı.

Her yaştan delikanlı kadınlar ve erkekler olarak dilimizde şarkılarla oradaydık.

Umutlarımızı birbirine eklemiş, kocaman bir dünyaya dönüştürmüş olarak oradaydık.

“O barış bu ülkeye gelecek” diyerek oradaydık.

“Savaşa inat, barış ” demek için oradaydık.

Elimizde “Savaşa karşı barış, ölüme karşı yaşam” pankartı taşıyarak oradaydık.

Ankara’da Sıhhiye meydanında on binler olacaktık ve bütün dünyaya barışı haykırmak, Ankara’yı barış altında bırakmak için oradaydık.

Herkese “elinizi tetikten çekin” diye çağrı yapacaktık ve hiç kimsenin barışı böylesi bir inançla haykıran yüzbinlerin bu sesine kulak tıkayamayacağını düşündüğümüz için oradaydık.

Hepimizin birer barış düşü vardı ve o düşümüzü yüreğimizde büyütüyorduk. Barış düşlerimizi, yani dünyanın en etkili silahını kuşanmış olarak oradaydık.

Her gün giderek daha fazla çocuğumuzu hayattan koparıp alan bu savaşı durdurmak için, çocuklarımıza umutlu yarınlar bırakabilmek için oradaydık.

Her kimlikten ve her inançtan insanın bir arada kardeşçe yaşayacağı bir dünyayı mümkün kılmak için oradaydık.

Ankara’nın serin sabahı yavaş yavaş ısındığında kortej de giderek büyüyordu. Grubumuzdaki arkadaşlardan bazıları daha önce de çok sayıda mitinge katıldıkları için onların ne yapacağını bilen o halleri daha yeni olanlara güven veriyordu.

Arada bir çevreye göz gezdirip, giderek kalabalıklaşan korteje bakıyor, mitinge katılımın ne derecede olacağını tahmin etmeye çalışıyorduk. Çünkü ne kadar kalabalık olursak barışın sesi o kadar güçlü çıkacaktı.

Sendikadan arkadaşlarımızla kortejin yaklaşık olarak yarım saate kadar yürümeye başlayacağını konuştuğumuz o anlarda, ben de bir yandan sohbet ediyor, diğer yandan de kortejin arkamızda kalan bölümüne bakıyor, nereye kadar uzandığını görmeye çalışıyordum. O anlarda hayatımın bundan sonraki bölümünde hiç gözlerimin önünden gitmeyecek olan o manzarayı göreceğim aklımın kenarından bile geçmiyordu.

Sendika grubumuzun arkasında, bulunduğumuz yerden yaklaşık 30-40 metre kadar uzakta meydana gelen ilk patlamayı gördüğümde o şaşkınlık içinde ne düşüneceğimi, olan bitenin ne olduğunu o ilk saniyeler içinde kestirememiştim. Duyduğum o korkunç sesten hemen sonra patlamanın etkisiyle o ilk anlarda ne olduğunun çok da ayırdına varamadığım bir şeyler havaya savrulmuş, ne olduğunu o anda anlayamadığım bir şeyler parçalanmıştı. Tam da ne olup bittiğini anlamaya çalıştığım o anda ilk patlamadan birkaç saniye sonra ikinci patlamanın etkisiyle ortaya çıkan ateş ve dumanla karışık çevreye savrulan şeylerin sadece pankart ve döviz parçaları ile ağaçların kopan dalları olmadığını, saatler sonra İstanbul’a dönmek için otobüslerimize binmek üzere geri dönerken patlama yerinden geçtiğimizde daha net anladım.

Aslında daha sonra öğrendim ki gördüklerim, orada yaşananların sadece çok küçük bir bölümüydü. Belki de benim gördüklerim, fotoğraflara ve görüntülere yansıyan diğer her şeyin yanında hayli küçük ayrıntılar olarak kaldı. Fakat yine de bunlar,  ne anlatmayı becerebileceğim ne de hayatım boyunca aklımdan çıkabilecek şeyler oldu. O dakikalarda ne olduğunu soran herkese verebildiğim tek cevap da “kötü, çok kötü, çok çok kötü” idi.

Gün boyunca arayan arkadaşlarım ve yakınlarım önce benim sonra da birlikte gittiğimiz arkadaşlarımın iyi olup olmadığını soruyordu. Bu konuşmalar sırasında soranlara, hayatımda en çok zorlandığım, söylerken adeta söylemekten utandığım “iyiyim” cevapları verdim.

Evet, bedensel olarak iyiydim, yaralanmamıştım. Fakat hem bize yaşatılan vahşetin boyutlarını anladıkça hem de mitinge birlikte gittiğimiz arkadaşlarımın haberlerini aldıkça öğrendiğim her şey ve aldığım her haberle yüreğim kanıyordu.

Bedensel olarak iyiydim ama ruhum ve kalbim ağır yaralanmıştı.

İstanbul’a dönüş yolunda, birlikte yola çıktığımız, art arda otobüslerle barış mitingine gittiğimiz arkadaşlarımızdan üçünü kaybetmiş, dördünü de hastanede yaralı olarak bırakmış, eve eksilerek dönüyorduk.

Dönerken her mola yerinden hareket ettiğimizde araçtaki arkadaşlarıma dönüp “yanında gelmeyen var mı?” diye soramadım bir türlü. Çünkü biliyordum ki barışın sesini yükseltmek için Ankara’ya gelip o gece ülkenin dört bir yanına geri dönmekte olan herkesin yanında gelmeyenleri vardı.

Ankara’dan evlerimize dönerken orada sadece eksik kalan barış şarkılarımızı değil, canımızdan can parçalarımızı da bırakarak dönüyorduk.

Suruç katliamından sonra bir genç arkadaşımızın söylediği gibi, kimse kendini iyi hissedemezdi, çünkü iyi değildik, böyle bir yarayla iyi olamayacaktık.

Gittiğimizde pek çoktuk; dönerken yanımızda gelmeyen vardı, eksilmiştik

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here