Anasayfa Emek Zeynel Özgün yazdı: Eğitim Sen Kongresine Giderken

Zeynel Özgün yazdı: Eğitim Sen Kongresine Giderken

Paylaş

Bu yaz, sendikal süreç açısından da dikkate değer olayların gerçekleşeceği bir dönem olacak. Önce Eğitim Sen Mayıs sonunda, ondan birkaç ay sonra da KESK Temmuz ayında Genel Kongresini yapacak ve önümüzdeki kritik dönemin emek mücadelesine dair yol haritasını belirlemiş olacak.

Hiç kuşkusuz içinden geçtiğimiz dönem birçok açıdan karmaşık  ve siyasetten emek alanına kadar toplumun her kesiminde krizin yaşanmakta olduğu bir dönemdir. Aslında dönemin özelliğini ‘kriz’ diye adlandırmaktan çok bunu bir ‘yeniden inşa/dizayn’ süreci olarak görmek daha doğru olacaktır.

Devletin ideolojik, örgütsel ve yapısal olarak yeniden dizaynı aynı zamanda sermayenin (kapitalizmin) de yeniden yapılandırılması anlamına gelmektedir. Uzun bir süreden beridir yasal alt yapısı aşama aşama hazırlanmış olan yaygın ve büyük özelleştirmeler, ardından adeta devletin şirketleşmesi anlamına gelen Varlık Fonunun kuruluşu, önce yasal açıdan işlevsizleştirilerek sonra da tamamen kaldırılacağı ilan edilmiş olan iş güvencesi kavramının yok edilmesi, kitlesel işten çıkarmalar, kıdem tazminatları konusundaki düzenlemeler, bireysel emeklilik sistemi, grevlerin ertelenmesi, kamu emekçilerinin fiili kazanımı olan grev hakkının cezalandırılması vb. gibi uygulamalar yeni sermaye sisteminin son süreçte karşımıza çıkan yeni uygulamaları oldu. Elbette sermayenin yeniden dizaynı ile ilgili düzenlemeler burda sayılanlarla sınırlı değil, fakat bir fikir vermesi bakımından bunlar yeterlidir.

Bütün bu uygulamalar sonucunda, başta kamu emekçileri olmak üzere çalışanların iş hayatını düzenleyen bir çok yasa kadük duruma gelmiş, işlevsizleşmiş ve pratikte uygulanamaz hale gelmiştir. Diğer yandan yasal sınırlamalar emek örgütlerinin hareket alanını iyice daraltan duruma gelmiş, başta sendikalar yasası olmak üzere birçok yasa hem emek mücadelesini bölüp parçalayan hem de onu hareketsiz bırakıp etkisizleştiren bir işlev görmüştür.

Diğer yandan toplumdaki farklılaşmalar sadece sınıf temelinde şekillenmekle kalmamış, ekonomik ve toplumsal çelişkiler toplumdaki başka diğer sosyolojik bölünmeleri de ihtiva eder hale gelmiştir. Hoşumuza gitse de gitmese de bir takım sosyolojik bölünmeler, yer yer sınıf çelişkilerini görünmez kılmış, bazen de sosyolojik çelişkilerle sınıf çelişkileri iç içe geçmiştir. Toplumun bütününü ve her türlü hak alma mücadelesini yürütürken çeşitli sosyolojik çelişkileri sınıf çelişkilerinden ayrı ele almak, onlar arasında keskin sınırlar çizmek olanaksız hale gelmiştir.

Bütün bu karmaşa içinde emek mücadelesi yürüten örgütler her gün daha da işlevsizleşmiş, toplumsal muhalefet mücadelesindeki ağırlıkları giderek azalmıştır. Sonuçta kendine ‘sendika’ adı verse de işlevi sadece iktidarın ve sermayenin AR-GE Birimi olmanın ötesine geçmeyen iktidar destekli bir şekilde hormonlu olarak genişleyen bir takım topluluklar dışında, gerçekten emek mücadelesi yürüten diğer örgütler durağanlaşmış ve içlerine doğru büzülmeye başlamışlardır. Bir anlamda emek hareketi de bir kriz dönemi yaşamaktadır.

Tam bu noktada, KESK ve bağlı sendikaların Genel Kongre sürecine gitmeleri elbette son derece önemlidir. Sendika Genel Kongrelerinin yukarıda bir kısmı özetlenmiş olan gelişmelerin tamamına yanıt üretecek ve güçlü bir karşı koyuşu örgütleyebilecek bir eksende gerçekleşmesi emek hareketi açısından yaşamsal değerdedir. Bunun yanı sıra emek mücadelesinde yeni bir paradigmanın oluşturulması ve emek hareketindeki yeniden yapılanma ihtiyacını gören bir yerden yeni mücadele dönemine hazırlanılması gerekmektedir. Bunu başarabilmek için bütün sendikal dinamiklerin ortaklaşabileceği bir sendikal program vazgeçilmez bir zorunluluk haline gelmiştir. Sendikal hareketin büyütülmesi hedefi, emek hareketinin yeniden yapılandırılması amacı ve gelecek programda ortaklaşma gayreti, dinamiklerin aritmetik yan yana gelişinden başka, onun çok ötesinde geniş ufuklu bir bakış açısını gerektirmektedir.

İlkeleri belirlenmemiş, hedefi oluşturulmamış, amacı ortaya konulmamış olan plansız-programsız bir yan yana geliş, olsa olsa geçici bir iktidar koalisyonu olur ki verili koşullarda bu, emek hareketinin ihtiyacı olan en son şeydir. Unutulmamalıdır mevcut durum emek hareketi açısından bir krize işaret etmektedir fakat yine bu krizden güçlü bir şekilde çıkışın yolu da krizin kendi içindedir. Her kriz kendi fırsatlarını kendi içinde taşımaktadır. Mesele onu görüp ona göre tutum belirlemektir.

Şimdiye kadar gerçekleşen şube kongreleri ve bazı genel kurullar, birçok sendikal dinamiğin süreci okumakta oldukça yetersiz kaldıklarını göstermiştir. Amaç var olanı korumak, olanı var olduğu şekliyle sürdürmeye çalışmaksa bu, emek hareketi açısından ölümcül derecede bir yanlış tespit olacaktır. Ancak kongre süreçlerinde yaşananlar, birçok sendikal dinamiğin beklenen ufka sahip olmadıklarını, ya da en azından bu ufkun gereğine göre hareket edemediklerini ortaya çıkarmıştır. Kongre süreçlerindeki birçok tutum, sendikal organlardaki temsiliyet ve delegasyon sayısı krizine kilitlenmiş, kongreler iktidar koalisyonları oluşturma görüşmelerine indirgenmiştir. Bütün sendikal dinamiklerin emek hareketinin büyütülmesinde katkısı inkar edilemeyeceği gibi, içinden geçtiğimiz sürecin doğru okunamamasında ve emek hareketinin daha da durağanlaşmasına yol açacak bir başarısızlığın ortaya çıkmasında aynı dinamiklerin vebali de ağır olacaktır.

Unutulmamalıdır ki Eğitim Sen ve KESK Kongreleri sadece bu örgütlerin kongresi olmanın çok ötesinde daha büyük bir siyasal ve toplumsal anlam içermektedir. Kongre süreçlerinin bir ruha kavuşabilmesi için dönemin ihtiyaçlarına uygun paradigmaların ortaya konulması, hedeflerin ve ilkelerin belirlenmesi, bunlara uygun planlı bir mücadele hattının oluşturulması önemlidir.

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here