Anasayfa Haber Zeynel Özgün yazdı: ‘Gezi ruhu’ nereye gitti?

Zeynel Özgün yazdı: ‘Gezi ruhu’ nereye gitti?

Paylaş

Gezi sürecindeki direniş günleri parktaki yeşil alan katliamına itirazla başlamıştı. Gezi üzerine çok şey yazıldı ve belki söyleyecek yeni bir şey de kalmadı. Ama yine de birkaç küçük hatırlatma yapmak iyi olabilir.

Gezi direnişi döneminde Türkiye’nin 79 ilinde yaklaşık 3,5 milyon insan sokağa çıkmıştı. Gezi dönemi, Türkiye’de yakın ve orta vadede yaşanmış en kapsamlı, en uzun süreli ve en kitlesel eylemlerin yaşandığı günler olarak tarihe not düşüldü.

Gezi direnişinin herkesçe kabul edilen özelliklerinden biri de, oldukça farklı niteliklere sahip sosyolojik grupların otoriter bir yönetim anlayışına karşı gösterdikleri reflekste ortaklaşmış olmalarıydı. Bu ortaklık giderek, farklı sosyolojik/politik gruplar arasında birbirine karşı empati kurma yeteneğinin gelişmesine, birbirinin derdini anlamasına, yanı başında yaşayanın sorununun farkına varılmasına yol açmıştı.

Gezi’li günlerde medyanın toplumsal olaylar karşısındaki yanlı tutumu veya suskunluğu da tepki toplamış ve bazı basın kuruluşlarının manipülatif  yayınları da teşhir edilmişti. Hatta bu farkındalık eylemlere katılanlar arasında öylesine içselleştirilmiş olmalıydı ki yıllarca Kürt illerinde yaşanmış olanların basına yansıma hali bile sorgulanır olmuştu.

Yani sözün özü, Gezi ile birlikte ülkedeki milyonlarca insanın toplumsal olguları anlama çabasına sanki bir sihirli değnek değmiş de birden o eski bozuk algıların üzerindeki sis perdesi dağılmış gibiydi. Bu durum haklı olarak herkesin geleceğe ilişkin umutlarını büyütüyordu. Çünkü toplum, en baskıcı yöntemleri bile boşa çıkaran bir ustalıkla direnişi büyütüyor, yaygınlaştırıyor ve kimin canı neresinden acıyorsa oradan derdini anlatıyor, kendi derdini anlatanlar başkalarının da derdini dinlemeyi öğreniyordu.

Artık hiç bir şey artık eskisi gibi olmayacaktı. Böyle umut ediyorduk. Çünkü ‘Gezi ruhu’ diye bir şey vardı artık.

Gezi’den bugüne yaklaşık iki yıl geçti. Bu süre içinde katılım oranı hayli yüksek ve politik anlamı oldukça önemli bir de genel seçim yaşandı. Bu seçimde milyonlarca insan, başta Kürt sorunu olmak üzere ülkedeki önemli sorunların barışçı yöntemlerle siyaset yoluyla çözülmesini ifade eden bir irade ortaya koydu. Bu irade beyanıyla Türkiye’de kolay kolay mümkün olmayan bir şey de yaşandı ve sandık başına giden halkların büyük çoğunluğunun temsilcileri mecliste temsil edilmeye başlandı.

O güne kadar sadece iki ya da üç partinin meclise girmesi amacına yönelik olarak 12 Eylül darbecileri tarafından dizayn edilmiş olan ‘seçim barajı’ garabeti anlamsızlaştırılmıştı. Artık demokrasi çıtasını daha yukarı bir yere de taşıyabilirdik.

Varılan mutabakat ve zor da olsa devem eden ‘barış süreci’ sayesinde çatışmalar durmuş, bu çatışmalar nedeniyle yaşanan ölümler de kesilme noktasına gelmişti.

Oluşan bu iklimde ‘Gezi ruhu’, Newroz coşkusuyla birleşebilse ülkede herkesin özlediği barış daha da güçlenecek, müzakereler de temsili heyetler arasında sürdürülen görüşmeler olmaktan çıkarak halkların gerçek talebi ve halklar arasında karşılıklı anlayış ve empati zemininde güçlenen bir mutabakata dönüşebilecekti.gezi

Fakat Temmuz ayı sonlarında Suruç’ta sosyalist bir grup gencin arasında patlatılan bomba, sadece o gençlerin vücudunu ve onların umutlarını değil, ülkenin de barış özlemini paramparça etti ve savaş, herkes için her gün daha da büyüyen bir tehlike haline geldi.

Aslında ‘Gezi ruhu’ dediğimiz şey, ona yüklediğimiz anlamın içini doldurabilecek kadar güçlü ve naif  olsaydı ülkede giderek derinleşen bu savaş ikliminin tersine çevrilmesi ilk günlerden itibaren daha çok mümkün olabilirdi.

O günlerde bir parkı, yeşili, doğayı, hayatı ve varlığı tehlikeye giren başka diğer her şeyi korumak amacıyla başlayan Gezi direnişinde olduğu gibi, bugün de varlığı tehlikeye giren barışı korumak için milyonlar seferber olsaydı, şiddeti durdurmak için savaşan bütün tarafları bu savaşı durdurmaya davet etseydi, silahların sesinden çok barış isteyenlerin sesi duyulabilseydi bugün yaşanan her şey çok daha farklı olabilirdi.

Oysa içinde bulunduğumuz aylarda Gezi direnişi günlerinden kat be kat büyük oranda orman ve doğa kıyımı, yine o günleri mumla aratacak derecede otoriter yönetim anlayışı, o zamanla kıyaslanmayacak bir şiddet dalgası her gün giderek büyüyor.

Suruç bombasından bu yana yaklaşık 22 çocuk öldürüldü.

Suruç’tan bugüne onlarca insanımız öldürüldü.

Ormanlarımız yandı, yaban hayvanları bu ateş içinde canlı canlı kavruldu.

Bütün bunlar olup biterken, ülkenin geri kalan tarafında bütün gözler ister istemez şimdi o Gezi ruhunu arıyor.

Fakat ülke hızla bir iç savaşa doğru sürüklenirken, yanı başındakinin derdini kendi derdi olarak sayan, mağdurun derdiyle kederlenen, ötekileştirilmişin halinden anlayan, medyadan pompalanan manipülatif haberleri elinin tersiyle bir kenara iten, toplumsal mutabakatı siyasi hamasi sloganlarla değil, çeşitliliğe saygı ve farklılığa tahammül temelinde gerçekleştiren, barışı bir hayal olmaktan çıkarıp bir arada yaşanan bir realiteye dönüştüren o Gezi ruhu, bir türlü ortalıkta görünmüyor.

Herkes için en yakıcı ihtiyaç olan barışı savunurken de o ruhun varlığı ne yazık ki pek hissedilmiyor.

Gezi’de yerel referandumu talep eden o ruh, yerel demokrasi için de nedense kılını kıpırdatmıyor.

Ölü çocukların cenazeleri gömülemediği için günlerce buzdolabında bekletilirken, Kürtçe konuşanlar sokakta linç edilirken, mevsimlik işçiler canlı canlı yakılmaya çalışılırken, inşaat işçileri kuşatılıp öldürülmeye çalışılırken de o ruh ortada pek yok.

Yakılan orman Kürt illerinde olunca yoksa Gezi Parkındaki ağaçlardan daha mı değersiz? Oradaki ağaçlar daha mı az yeşil?

Yoksa Şırnak’ta kurşunlanarak katledilen katırlar ilgimizi çekmeyecek kadar mı esmer?

Gezi elbette önemliydi. Fakat eğer toplumsal bir olaya takılıp kalınır, onun ötesine geçilemezse, ulaşılan o nokta aşılamazsa bu olay, sık sık tekrarlanan bir monoloğa ve bu durum da sürekli takılıp düşülecek bir eşiğe dönüşür.

Evet, Gezi bir eşikti ve biz eğer o eşiği aşamazsak sürekli takılıp tökezleyeceğimiz bir ‘yerinde sayma’ noktasına dönüşecek.

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here