Anasayfa Köşe Yazıları Zeynel Özgün yazdı: Maraş katliamı ve TÖB-DER’in 24 Aralık boykotu

Zeynel Özgün yazdı: Maraş katliamı ve TÖB-DER’in 24 Aralık boykotu

Paylaş

80 öncesinin en planlı ve kapsamlı kıyımlarından olan Maraş katliamı gerçekleştiğinde ben henüz bir lise öğrencisiydim. İçine doğduğumuz ve içinde gelişip büyüdüğümüz toplum ve yaşanan koşullar, erken yaşlarda politize olan bir hayat yaşamamıza ister istemez yol açıyordu.

1978 yılının Aralık ayında gerçekleşen Maraş katliamı, nüfusunun tamamına yakını Alevi olan Dersimliler üzerinde de derin izler bırakmıştı. Halk arasında korkuyla karışık söylentiler yayılmaya başlamış, Maraş katliamını Dersim-38’le özdeşleştiren bir hafıza tekrar canlanmış ve herkesteki o tedirgin bekleyiş açık bir şekilde gözlenebilir olmuştu.

Maraş katliamı Dersim’de de kitlesel protestolarla ve boykotlarla lanetleniyordu. Birinci yıl dönümünde katliamı protesto etmek için TÖB-DER, bir günlük iş bırakma kararı almıştı. Daha önce de çeşitli nedenlerle gerçekleşen eylemler ve protestolar nedeniyle, o yıllarda da Dersim halkında bir dinamizm zaten hep vardı. Bazen, mahallelerde olmayan yol ve elektrik talebi için, bazen lise öğrencilerine pansiyon talebi için, bazen de ülke genelinde kitlesel olarak sokak gösterilerine dönüşen 1 Mayıs vb için hem lise öğrencileri hem de Dersim halkı sık sık sokağa çıkıyordu.

Fakat, TÖB-DER’in aldığı iş bırakma kararıyla genel bir boykota dönüşen 24 Aralık 1979 eylemine Dersim’deki katılım, daha büyük ve daha kitlesel olmuştu. Muhtemelen bunda, Maraş katliamı sırasında milliyetçi-dinci çetelerin özellikle Alevi mahallelerine yönelmeleri, bu durumun Dersimlilerde 38 tertelesine ilişkin travmayı tetiklenmesi etkili olmuş ve böylece ortaya çıkan tepki de daha geniş çaplı gerçekleşmişti.

O dönemde lise son sınıf öğrencisiydim. Dersim’deki TÖB-DER’li öğretmenlerin, ya da diğer bütün öğretmenlerin bu boykota tam olarak nasıl hazırlandıklarını, ne düzeyde bir katılım sağladıklarını detaylarıyla elbette bilmiyorum. Fakat bildiğim ve çok net hatırladığım şey şudur ki, 24 Aralık 1979 günü bütün Dersim’de hayat, bir günlüğüne durmuştu.

Lisedeki öğrenciler okula gidip okulu toplu şekilde terk etme kararı almışlardı. Okuldan topluca çıkmaya çalıştığımız zaman okulun askerlerce çepeçevre kuşatıldığını görmüştük. Boykot yapan öğretmenlerimiz, sadece öğrencilerin güvenli bir şekilde okuldan ayrılmalarını sağlamak için okula gelmişlerdi. Bir grup öğrenci ve birkaç öğretmenin oluşturduğu grupla okulu kuşatan birliğin komutanları arasında görüşmeler ve pazarlık yapıldığı haberleri geliyordu. Bir süre sonra ailelerimizin de okulun çevresine toplandığını öğrenmiştik. Ailelerimiz de adeta okulu kuşatanları kuşatmış gibiydi. Sonuçta bütün öğrenciler okulu boşalttı ve Dersim’in küçük meydanında bir de gösteri yapılmıştı.

Sonrasında, 24 Aralık boykotuna katılan öğretmenler hakkında soruşturmalar başlatıldı. Bir kısmı başka illere sürgüne gönderildi. Bir kısmı, yaklaşık dokuz ay sonra gerçekleşen 12 Eylül darbesi sonrasında meslekten uzaklaştırıldı. On binlerce insan 1402 sayılı yasa kapsamında ya açığa alındı, ya da meslekten çıkarıldı.

Maraş katliamını protesto etmek için boykot yapan TÖB-DER, özellikle bu eylemi gerekçe gösterilerek kapatıldı.

Peki sonra ne oldu?

Sonra yine bu ülkenin mahkemeleri, o dönemde mağdur edilmiş o on binlerce insana haksızlık edildiğini, yapılanların hukuka uygun olmadığını söyledi. Tazminatlar ödendi, haksızlığa uğrayanların hakları iade edilmeye çalışıldı.

Başka ne oldu?

O dönemde devletin yürüttüğü cadı avı için gerekçe haline getirilmiş olan 24 Aralık boykotuna neden olan Maraş katliamının, Türkiye tarihindeki en etkili kontrgerilla (derin devlet) eylemlerinden biri olduğu anlaşıldı.

TÖB-DER bitti mi peki?

Elbette bitmedi. Kapatılmış olan TÖB-DER’in devamı olarak kamu sendikacılığı doksanlı yıllarda daha güçlü bir şekilde geri döndü. Önce Eğitim iş kolunda, sonra ard arda diğer iş kollarında sendikal örgütler kuruldu ve kamu sendikacılığı, meşruiyetini her kese kabul ettirdi.

Şimdi ne oluyor?

TÖB-DER’den ve önceki dönemden devraldığı mirasla doksanlı yıllarda kurulan KESK, hem kamu emekçilerinin hem de toplumun diğer mağdur kesimlerinin mücadele örgütü olarak asla geri döndürülemeyecek aşamalar kat ediyor. Aynı 1979’da olduğu gibi bugün de KESK yine eylemler yapıyor, grevler yapıyor, mağdurların haklı ve meşru mücadelesinin odağı oluyor. Eskiden olduğu gibi yine sırf bu mücadelenin bedeli olarak bazı KESK’liler sürgün ediliyor, bazısı açığa alınıyor, bazısı da meslekten ihraç ediliyor.

Ne olacak peki?

Ne olacağını söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama söylenmesi gerekeni bir cümleyle ifade etmek gerekirse, TÖB-DER’den KESK’e uzanan macerada ne olduysa, bundan sonra da onun fazlası olur, eksiği olmaz!

Ne TÖB-DER bitti, ne de KESK bitecek!

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here