Anasayfa Köşe Yazıları Zeynel Özgün yazdı: Roboski’nin katırları, Imbros’un keçileri, Tenedos’un balıkları

Zeynel Özgün yazdı: Roboski’nin katırları, Imbros’un keçileri, Tenedos’un balıkları

Paylaş

Kim bilir belki de yurttaşlarının bekası için hayvan sevmez bir devletimiz var.

Belki yaşananlar da bundan, yani hayvan sevmez devletimizin bizi düşünerek geliştirdiği  refleksten kaynaklanıyordur.

Eğer öyleyse aşağıda yazılanları hiç okumayın. Sadece devleti oluşturan o koca koca makamların kimi zaman balıklara, kimi zaman keçilere, kimi zaman da katırlara kafayı taktığını, devlet gücünü bu canlı türlerine karşı kullanarak yurttaşlarının güvenliğini sağladığını düşünüp kendinizi sağlıklı, güvenli ve mutlu hissedin; gülümseyin…

Yazıyı okumaya devam ediyorsanız, şimdi sizinle birlikte elli yıl kadar geriye, ama bu kez ülkenin en batı ucuna, şimdilerde Gökçeada ve Bozcaada olarak bildiğimiz o yerlere gidelim.

Yıl 1964, “çevresel nedenler” gerekçe gösterilerek Tenedos (Bozcaada) ve Imbros (Gökçeada) için balıkçılık yasaklandı. Bu iki adanın yakınlarındaki ana karada balıkçılığı engelleyecek herhangi bir neden olmazken, oralarda balıkçılık yapılabiliyorken, bu iki adada “çevresel nedenler” balıkçılığı yasaklamayı zorunlu kılmış!

O yıllarda bu iki ada nüfusunun büyük bir çoğunluğu Rum’du ve ada Rumlarının geçim kaynakları arasında tarım ve hayvancılığın yanı sıra önemli ölçüde balıkçılık da vardı.

Yine aynı yıllarda “sağlık nedenleri” gerekçe gösterilerek Imbros’tan ana karaya et sevkıyatı da yasaklandı. O dönemde ne ana karada ne adalarda bu yasaklamayı haklı kılacak bir salgın yoktu. Ne de adadaki hayvan türlerinde insan sağlığını tehdit eden bir bulgu söz konusuydu.

Yine o yıllarda Imbros adasından ana karaya getirilen etler, ada halkı için önemli bir gelir kaynağıydı. Bugün bile adada çok sayıda keçi besleniyor ve adadaki et satışı önemli bir gelir kaynağı olarak dikkat çekiyor.

Ama ne çare ki nüfusun çoğu Rum olunca nasıl ki balıkçılık “çevresel nedenlerle” zararlı bir duruma dönüşüyor ve yasaklanıyorsa; pekala et satışı da “sağlık nedenleri” kapsamında yasaklanabilirdi.

Imbros ve Tenedos, Gökçeada ve Bozcaada’ya dönüşmeden önce Rum okulları “fesat yuvası” olarak görülmüş ve kapatılmış; Rumların, Lozan’da güvence altına alındığı sanılan anadilinde eğitim hakkı da uçup gitmişti.

Sonrası, Imbros ve Tenedos için daha da hüzünlü bir hikâye olarak sürüp bu güne kadar geldi.

Imbroz adı, 1970 yılında Gökçeada’ya dönüştürüldü, adadaki diğer yer isimleri Türkçe isimlerle değiştirildi, adalıların ellerindeki ovalar yok pahasına istimlak edildi, adaya ana karanın çeşitli yerlerinden, milliyetçi muhafazakâr kimlikleriyle dikkati çeken Türk nüfus getirilerek yerleştirildi. Velhasıl ta ki adada sadece 200 Rum kalana kadar…

Yani “eritme planı” başarıya ulaşmış oldu. (*)

Aradan elli yıl geçti. Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik, Roboski’ye vardık; orada dönüp arkamıza baktık ki bir arpa boyu kadar bile ilerleyememişiz.

Geçtiğimiz günlerde Şırnak Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Orjini belli olmayan, ülkemiz morfolojik özelliklerini taşımayan insan ve hayvan sağlığı açısından risk oluşturduğu, bu yolla egzotik karakterdeki hayvan hastalıklarının ülkemize girebildiği ve hayvanlar arasında yayılarak büyük kayıplara neden olabileceği” gerekçesi ile Roboskililere ait katırların itlafı için bir mahkeme kararı çıkardı.

Tabi ki her şey “ülkemiz morfolojik özelliklerini taşımayan” bu katırlardan gelecek “sağlık risklerini” savuşturmak içindi. Her şey biz yurttaşların sağlığını ve çevreyi korumak içindi elbette. Aynı elli yıl önce olduğu gibi.

Ve tabi ki insanlar ölmesin diye katırlar vurulacaktı. İç işleri bakanımız bunu açıkladı, biz de aydınlandık. Tabi ki bu olay “tamamen kaçakçılıkla ilgili bir faaliyet sonucu meydana gelmiştir. Tabii, herhangi bir şekilde bir hayvanın öldürülmesi güzel bir şey değil, insanların öldürülmesi hiç iyi bir şey değil”di. Ne yani? Katırlar değil de insanlar mı vurulsundu? İnsanların öldürülmesi hiç iyi bir şey değil”di tabi ki. O yüzden katırlar vurulacaktı ki; öyle de yaptı zaten askeri birliklerimiz. Katırları vurdular!

Dün nasıl ki Rum’un balığından, keçisinden korunmuştuk, bugün de Kürdün katırından gelecek her tür tehlikeye karşı artık kendimizi güvende hissedebiliriz.

Dün nasıl ki Rum okulları gibi “fesat yuvaları” dağıtıldıysa, bugün de “anadilinde eğitim” kisvesi altındaki yeni “fesat yuvalarına” izin verilmezdi elbette.

Bundan böyle bütün hayvanlar da “ülkemiz morfolojik özelliklerini” taşıyacak, sağlığımızı tehdit edecek her tür davranış ve hareketten kesinlikle kaçınacaklardır.

Bir de durumun hayvan severler cephesi de var ki o kısma hiç girmeyelim. Çünkü Roboski katırları hayvan severlerin ilgisine mazhar olamayacak kadar esmer.

Görüldü ki aradan onlarca yıl da geçse devlet aynı devlet ve buyruk kesin!

19983_502629293218357_1671733664976215295_n

 

(*) Gökçeada ile ilgili bilgilerde, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Hukuk İşleri ve İnsan Hakları Komitesinin 28 Nisan-2 Mayıs 2008 tarihli raporundan yararlanılmıştır.

 

Paylaş

3 Yorumlar

  1. İmbros’daki devlet aklının işleyişine dair ve Gökçeada Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 20014/500 numara ile soruşturulmakta olan ”çok gizli” ibareli belgeyi academia.edu sitesinde yayınladım. Gerisi gidip adaya, TCK 76 ve 77. maddeler gereğince adada insanlığa karşı suç işlendi ben de şikayetçiyim demenize kalıyor. Takke düştü kel göründü artık. Sessiz kalmak olmaz.

  2. Imbros için alınmış MGK kararı ele geçti ve TCK İnsanlığa karşı suçlar sebebi ve etnik temizlik yapılmış olması dolayısıyla Gökçeada Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan şikayet üzerine soruşturma açıldı. Duyarlı herkesi dayanışmaya çağırıyorum. Soruşturmaya esas olan ” Çok gizli” ibareli rapor academia.edu sitesinde yayınlanıyor.
    Erhan Pekçe

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here