Anasayfa Köşe Yazıları Zeynel Özgün yazdı: Seçim sonuçlarını emek cephesinden okumak

Zeynel Özgün yazdı: Seçim sonuçlarını emek cephesinden okumak

Paylaş

Son iki yıl içinde art arda bir dizi seçim yaşayan Türkiye’de bir süreden beri söylenegelen ve sıklıkla tekrarlanan cümlelerden biri de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı tespitiydi. Bu cümlenin işaret ettiği yerden baktığımızda 7 Haziran seçimleri birçok açıdan değerlendirilmeyi hak edecek oranda önemli sonuçları olan, Türkiye’yi hem sosyolojik hem de siyasal açıdan yeniden analiz etmemizi zorunlu kılan önemli bir eşik oldu.

Elbette 7 Haziran seçimlerinin en belirgin sonuçları Türkiye’nin siyasal ikliminde yarattığı etkilerle ilgili olanlarıdır. Ancak bu seçimin sonuçları, toplumun aktif siyaset kulvarı dışındaki birçok alan üzerinde de dönüştürücü etkiye sahip olacak türden kapsamlı. Bu bağlamda seçimlerin emek mücadelesinin seyri üzerinde de önemli bir etki yaratacağı kuşkusuzdur.

Emek mücadelesi ile siyasal iklim arasında eskiden beri sıkı bir bağ olduğu açık. Bu bağ, bazen emek mücadelenin toplumsal muhalefetin lokomotifi haline gelmesi, bazen de siyasal dinamiklerin emek mücadelesini ileri sıçratması şeklinde ortaya çıkabilir. Nitekim 1980’li yıllarda ağır bir yenilgi alarak ezilen ve ardından 1990’ların yaşattığı karanlık dönemde büyük yaralar almış olan toplumsal muhalefetin mücadelesi,  başta kamu çalışanlarının öncülük ettiği emek mücadelesiyle ve genelde de çeşitli emek eksenli eylemlerle 1990’lı yıllarda önemli bir çıkış yakaladı. O dönemde özellikle kamu çalışanları üzerinden yürüyen emek mücadelesinin temel niteliği o güne kadar varlığını sürdüren sendikal paradigmaları sarsmak, kurulu yasal düzenin sınırlarını fiili-meşru mücadele yöntemiyle zorlayıp esnetmek olmuştu. Kurulu düzenin yasal çerçevesindeki bu sarsılma aynı zamanda toplumsal muhalefet için de görece daha geniş bir hareket alanının açılmasına olanak yaratmıştı.

7 Haziran seçimlerinin sonuçları, 1990’lı yıllardaki gibi ama bir bakıma tersinden bir durumun söz konusu olacağını gösteriyor.

Türkiye’de bugüne kadar yasal/parlamenter sistem içinde varlığını ifade edememiş, mevcut yasal çerçeve içinde kendini gerçekleştirememiş birçok toplumsal kesimin bir araya gelerek reel siyaset üretmesi, 12 Eylül döneminin Faşist yasalarına rağmen fiili-meşru bir mücadele pratiği ile var olan yasal çerçeveyi sarsması, onu esnetmesi, mevcut çerçeve yerine daha çoğul, daha demokratik önermeleri ifade ederek toplumsal meşruiyetini genel seçim aracılığı ile ülkenin tamamına kabul ettirmesi, güçlü siyasal bir özne olma iradesini hayata geçirmesi toplumda 1990’lı yıllarda emek mücadelesinin yarattığı sıçramaya benzer bir durumu, o yıllardaki dinamizmi aşarak gerçekleştirmiş oldu.

HDP, güçlü bir lokomotif gibi toplumda büyük dönüşümlerin başlangıcını oluşturabilecek potansiyeliyle hem kendini, hem toplumu hem de mevcut siyasal paradigmaları değiştirecek bir eşikten başarıyla geçti ve güçlü bir grupla parlamentoya girdi.

Emek mücadelesinin şu an içinde bulunduğu dar, kısır ve görece etkisiz hali, kendi bünyesinden kaynaklanan yetersizlikler kadar, mevcut siyasal iklimle de doğrudan ilişkilidir.

HDP özelinde gerçekleşen seçim sonuçları mevcut siyasal iklimin emek mücadelesi açısından da olumlu yönde değişmesini sağlayacak gibi görünüyor. Emek örgütlerinin önünde zorunlu bir görev gibi duran ve yeniden yapılanma olarak ifade edebileceğimiz sürecin ilerlemesinde hem HDP deneyiminden önemli dersler çıkarmak, hem de ortaya çıkmasında HDP’nin belirleyici rol oynadığı yeni konjonktürden yararlanmak mümkün.

Mağdurların tamamını oluşturan çeşitli toplumsal kesimlerin her birinin kendi dar kulvarında yaratmaya çalışacağı etki, belli bir noktadan sonra küçülüp tıkanmaya mahkûmdu. Siyaset cephesinde bu dar kulvarlar, mağdurların HDP etrafında bir araya gelmesiyle bir başarı hikâyesine dönüştü.

Yaşanan başarı hikâyesinin emekçilere gösterdiği birçok şey olmakla birlikte bunlar arasında iki tanesini öne çıkarmak mümkün:

Birincisi, bir araya gelen mağdurların var olan statükoyu sarsan, mevcut yasal çerçeveyi esneten mücadelesinin toplumsal bir karşılığının mutlaka olduğudur ki; bundan hareketle tam da HDP örneğinde yaşandığı gibi, artık birleşik emek örgütleri yaratarak emek mücadelesinde yeni bir dönem açmanın kaçınılmaz bir şekilde kendini dayattığı, bunun zorunlu bir ihtiyaç haline geldiği söylenebilir.

İkincisi ise, emek mücadelesi ile toplumsal muhalefeti büyüten siyaset kurumları arasındaki karşılıklı bağın, zaman zaman birinin ya da diğerinin öne çıkıp dönüştürücü rol oynamasıyla kendini gösterdiğidir ki; bu noktadan bakıldığında da, içinde bulunduğumuz koşullarda siyasal alanda elde edilen kazanımların emek mücadelesini ilerletici güçlü bir potansiyele sahip olduğu söylenebilir.

Bu gerçekklerden yola çıktığımızda, emek mücadelesinin yükseltilebilmesi için HDP’nin geniş bir alan açacağı, doğru ve yerinde bir tespit olur.

Bu iki unsurun doğru bir şekilde ele alınıp değerlendirilmesi emek mücadelesinin güçlü bir şekilde yeniden ivmelenebilmesinin zemininin oluşması çabalarında hepimize yol gösterecek.

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here