Anasayfa Köşe Yazıları Zeynel Özgün yazdı: Sendikalılaştıramadıklarımızdan mısınız?

Zeynel Özgün yazdı: Sendikalılaştıramadıklarımızdan mısınız?

Paylaş

Emek mücadelesi hiç kuşkusuz, toplumsal hak mücadelesinin en önemli ayaklarından birini oluşturur.

Emek mücadelesi, emekçilerin örgütlenmesi, emek örgütlerinin güçlü olması, toplumdaki hak arama ve demokrasi mücadelesinin düzeyi için önemli ipuçları verir.

Emek örgütleri na kadar güçlüyse, çalışanların bütününü olmasa bile emek mücadelesi açısından dikkate değer bir oranını kapsıyorsa, yani emekçilerin örgütlülük oranı ne kadar yüksekse, emek hareketinin kapitalist sömürüye karşı koyma refleksi de o kadar güçlü olur.

Peki, Türkiye’deki durum nedir?

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) tarafından açıklanan iş ve istihdam verilerine bakılırsa, Türkiye’de 2014 yılı içinde bütün sektörlerde ve çeşitli iş kollarında istihdam edilen kişi sayısı 26 milyon kişi kadardır.

Toplam çalışanlar içinde 1,5 milyon kişinin Kamu Yönetimi ve Savunma alanında istihdam edildiği, dolayısıyla bunların sendikalılaşma alanı dışında olduğu ileri sürülebilir. Bu iddiayı şimdilik tartışmadan doğru olduğunu varsayalım.

Geriye kalan 24,5 milyon çalışanın yaklaşık yüzde 20’sinin de, aile içi çalışan, küçük işletme sahibi vb gibi çeşitli nedenlerle sendikalaşma alanı dışında olduğunu varsayalım.

Sonuç olarak geriye kalan ve sendikaların örgütlenme alanı içinde bulunan çalışan sayısı yaklaşık 20 milyon kişi kadar olacaktır. Bu durumda emek mücadelesi yürüten örgütlerin toplumsal mücadele içinde hayli iddialı sayılabilecek bir örgütlenme potansiyeline sahip olduğu söylenebilir.

Ancak ne yazık ki sendikal örgütlenmenin durumu, bu verilerin ortaya koyduğu noktadan hayli uzaktadır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Temmuz-2014 verilerini doğru ve eksiksiz kabul edersek, bakanlık  tarafından “işçi” olarak tanımlanan ve çeşitli iş kollarında çalışan toplam sendikalı kişi sayısının ancak 1 milyon 189 bin kişi olduğunu görüyoruz. Yine bakanlığın verilerine göre bu grup içinde sendikalılaşma oranı yüzde 9,68 olarak gerçekleşmiş görünüyor. Bu oranı tersinden okursak, sendikalı olabilecek çalışanların yaklaşık yüzde 90’ının örgütsüz olduğu görülür.

Yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Temmuz-2014 verilerine göre herhangi bir sendikaya üye olan kamu görevlilerinin sayısı da 1,6 milyon kişi kadardır. Bakanlığın açıkladığı sayısal verilere göre kamu çalışanları alanındaki sendikalılaşma oranı yüzde 70 olarak gerçekleşmiş görünüyor.

Sonuçta bütün sayıları yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan sonuçlar şunlardır:

Birincisi, Türkiye’de sendikal örgütlenme alanında bulunan potansiyel, yaklaşık 20 milyon kişidir. Türkiye’deki sendikalı çalışan sayısı ise yaklaşık 2,8 milyon kişi kadardır. Bu durumda çalışanların yaklaşık yüzde 90’ı örgütsüzdür.

İkincisi, güvencesizliğin, esnek çalıştırmanın ve emek sömürüsünün en yüksek olduğu ve yasada “işçi” olarak adlandırılan kesim içinde örgütlenme oranı çok düşüktür. Sendikalı olma oranının yüksek olduğu kesim, kısmen iş güvencesi olan ve kuralsız çalıştırmanın görece az olduğu kamu çalışanlarıdır. Bu durum, emek sömürüsündeki vahşetin hız kesmeden büyümesine yol açmaktadır.  Bu nedenle sistematik bir şekilde gelişen taşeronlaştırma ve iş cinayetleri karşısında emek örgütleri etkisiz kalıyor, vahşi kapitalizmin sömürü düzenine yeterince güçlü bir şekilde karşı konulamıyor.

Üçüncüsü, ilan edilen verilerde sendikalılaşma oranları ifade edilirken bu sayılara, kendilerine “sendika” dedikleri halde iktidar treninin vagonu olan ve bu eklemlenme ile sistematik sömürü düzenini meşrulaştırmaya gayret eden bir kısım örgütlere kaydedilen emekçiler de dahil edilmiştir. Bu durumda emek mücadelesi yürüten örgütlerin şemsiyesi altında bulunan emekçi sayısının daha da az olduğu ortaya çıkmaktadır.

Dördüncüsü, emek mücadelesi büyümeyen bir ülkede toplumsal muhalefet dinamikleri eksik kalmış demektir. Bu eksikliğin giderilebilmesi için sendikal örgütlenme pradigmalarının değişmesi kaçınılmazdır. Çünkü bu sorun üye yazım kampanyaları ile aşılabilecek düzeyde basit ve teknik bir sorun değildir. Sorun yapısaldır.

Manzara iç açıcı değil. Giderek parçalanan ve dönüştürülen emek alanı, yeni bir sendikal anlayışla örgütlenmeyi beklemektedir.

Bu görev hepimizin!

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here