Anasayfa Köşe Yazıları Zeynel Özgün yazdı: Sizin IŞİD’iniz hangisi?

Zeynel Özgün yazdı: Sizin IŞİD’iniz hangisi?

Paylaş

IŞİD’in Paris’te gerçekleştirdiği ve şu ana kadar resmi açıklamaya göre 127 kişinin ölümüyle sonuçlanan katliamın ardından bu barbarlar sürüsüyle ilgili zaten var olan tartışmalar bir kez daha dünya gündeminde ilk sıraya oturdu.

Art arda yapılan açıklamalarla bilcümle yetkililer IŞİD’in bir “terör örgütü” olduğunu belirtiyor ve “her türlü teröre” karşı olunması gerektiğini vurguluyorlar. Aynı yetkililerin iyi ya da kötü terör ayrımı eleştirileri havada uçuşuyor.

IŞİD’e ne denildiği, o barbarlar sürüsünün ne olarak görüldüğü elbette önemlidir fakat daha önemlisi bu katliamları gerçekleştiren IŞİD’in eylemleri için yaratmaya çalıştığı siyasal ve toplumsal meşruiyetine karşı kendimizi nerede konumlandırdığımızdır.

Herkesçe biliniyor ki IŞİD, kendini son derece dogmatik bir yaklaşımla fakat İslami referanslarla tanımlayan, toplumsal tabanını da Sünni İslam anlayışına oturtan bir örgüt. Olayın ideolojik ve teolojik boyutu elbette ayrı bir tartışma ve uzmanlık alanı ile ilgili bir durum. Fakat çeşitli siyasal çevrelerin IŞİD’in var oluş gerekçesi ile ilgili yaklaşımlarına, bu olguya nasıl yaklaştıklarına bakmanın şimdilerde yaşanan bu sıcak gündemde yapılan açıklamaların samimiyetiyle ilgili ipuçları vermesi bakımından önemli olduğunu düşünüyorum.

Bir örgüte ne denirse denilsin, belirleyici olan şey o örgütün siyasal ve toplumsal argümanları karşısında nerede durulduğudur. Çünkü ona ne denildiğinden çok, o örgütün kendisini ne olarak tanımladığı ve başkalarının da bu duruma meşruiyet kazandırıp kazandırmadığı daha önemlidir.

Dönemin Dış İşleri Bakanı Davutoğlu bir televizyon programında IŞİD’in toplumsal analizini şu şekilde yapmıştı: “IŞİD dediğimiz yapı radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir. Ama oraya katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu.”

Açıklama net. Yani terör üreten bir yapı gibi görünse de bunun ötesinde toplumsal ve siyasal bir anlaşıla bilirlik söz konusu. Açıklamaya göre bu örgüt toplumsal bir itiraz üzerine oluşan bir cephe. Yani bir bakıma örgütün oluşma nedenleri ve toplumsal tabanı realize diliyor.

Bu açıklama tek başına bireysel bir bakış açısı gibi görünse de aslında sistematik bir düşüncenin ve bu düşünceden kaynaklanan bakış açısının bir yansıması.

Bu bakış açısını Akif Beki bir yazısında güzel özetlemişti mesela. Beki, yazında IŞİD’in ortaya çıkmasının siyasal boyutunu kendi açısından değerlendirmiş. 2014 yılının Haziran ayında yazdığı yazının başlığının “Bir Sünni devrimi mi doğuyor?” şeklinde olması aslında her şeyi açıklıyor. Akif Beki söz konusu yazısında önce eski Türkiye-Irak Dostluk Derneği Başkanı Mehmet Emin Değer’in ağzından şunları söylüyor: “IŞİD değil mesele; terör olayı, örgüt olayı değil bu… Eti ne budu ne IŞİD’in, boyunu kat kat aşar. Bu bir Sünni isyanı, Maliki’nin Şii diktatöryasına karşı yıllardır alttan alta pişen bir Sünni aşiretler kalkışması…”

Tam da bu noktada Türkiye’nin orta doğuda hayli radikal şekilde yürüttüğü Sünni İslam eksenli dış politikayı da hatırlamak ve hesaba katmak gerekir.

Kobané’nin IŞİD tarafından işgal edilmesi ve sonrasında yaşanan direniş sürecinde aynı cenahtan kimi yazar ve siyasinin yaklaşımlarında ortaya çıkan, IŞİD sempatisi de bu örgütün siyasal ve toplumsal meşruiyetine katkı sağlamaya yönelik çabalar oldu. Üstelik konu Kürtler olunca hayatta bir araya gelmeyeceğini düşündüğümüz uçların koro halinde aynı şeyleri söylemeleri de hayli manidar.

Kobané direnişi günlerinde iktidar yanlısı bir gazetenin yazarlarından Cemil Barlas Twitter hesabından “… Kobani’de ben artık IŞİD’çiyim” açıklaması yaptığında, ulusalcılığın en uçlarında gezen ırkçı ve kafatasçı Türk Solu dergisinin yazarlarından Gökçe Fırat da “Allah IŞİD’çilere güç kuvvet versin. Peşmergelerin hepsini gebertsinler de cenazeleri bile Türk toprağını kirletmesin bir daha” şeklinde bir mesaj yayınlayarak koroya katılıyordu. Kobané’de IŞİD’e karşı savaşta hayatını kaybeden Aziz Güler’in cenazesinin iki aydır ülkeye sokulmaması, Gökçe Fırat’ın söylediklerinin sistematik bir devlet politikasına dönüştüğünü gösteriyor.

AKP milletvekili Emrullah İşler’in kendi Twitter hesabından yaptığı “… IŞİD öldürüyor ama işkence bari yapmıyor” açıklaması da bugünlerde siyasilerimizin batı ülkelerine sık sık hatırlattığı “benim teröristim iyi senin teröristin kötü yaklaşımına son verilmeli” çağrılarına ithaf edilecek nitelikte bir cümle.

Geçen yılın Ekim ayında Kobané protestolarına müdahale sırasında görev yapan polis memurlarından birinin birkaç defa “Yaşasın IŞİD” sloganı atarak kitleye müdahale etmesi de tarif etmeye çalıştığımız sempatinin boyutlarını göstermesi bakımından önemli bir gösterge.

Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün.

Aslında üzerinde ortaklaşılabilecek konu şudur ki, IŞİD şiddeti terör olmanın yanı sıra bu örgütün üzerine oturduğu bir siyasal ve toplumsal argümanlar zinciri var. Sorulması gereken de, IŞİD’i var eden bu argümanlar zinciri karşısında bizim nerede durduğumuzdur. Yoksa terör örgütüymüş, teröre karşıymışız vb gibi söylemler vitrin görüntüsünden öte bir şey değil.

Zihinsel arka planda Sünni İslam ekseninde büyüyen bir ‘cihan devleti’ özlemi olduğu sürece vitrinde görünen sözlerin pek bir anlamı yok.

Öyleyse şimdi yüksek sesle soralım, sizin IŞİD’iniz hangisi?

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here