Anasayfa Köşe Yazıları Zeynel Özgün yazdı: “Tahir’i öldüren devletsizlik…”

Zeynel Özgün yazdı: “Tahir’i öldüren devletsizlik…”

Paylaş

Böyle zamanlarda insan söze nasıl başlamalı bilemiyorum. Hangi cümle hissedileni, düşünüleni in iyi ifade eder, en doğru olan hangi sözdür kestiremiyorum.

Herkes acıyı hissettiği yerden anlatıyor, herkes onu en çok acıyan yerinden tarif ediyor. Herkes, o acıyı yüreğindeki yangın ateşinin bıraktığı iz kadar anlatıyor.

Ben, Tahir Elçi’nin dört ayaklı minarenin altında yüzükoyun uzanmış resmini gördüğüm ilk anda Hrant Dink’i hatırladım. Bu benzerlik bu iki insanın ölümlerindeki benzerlikten öte onların hayatta neler yaptıklarıyla daha çok  ilgiliydi kuşkusuz.

Tahir Elçi’yi yüzbinlerin uğurladığı törende konuşan eşini dinlerken de Rakel Dink’in eşini uğurladığı günkü konuşması ve o vakur duruşu geldi aklıma. Hrant gibi Tahir Elçi de en yakınlarından başlayıp hepimize bir miras bırakarak gitmişti aramızdan. Elçi’nin mirası hiç kuşkusuz barış düşüydü.

Bir de başka bir resim daha vardı ki, içimizdeki çığlığı en keskin haliyle yansıtan o acıyı gösteriyordu. Tahir Elçi’nin kızı Nazenin‘nin fotoğraflara yansıyan o hali tam da bu topraklardaki feryadın en net resmiydi. O fotoğraf sadece bir genç kadının babasının ardından yürek burkan bir çığlığı değil, yıllardır bu çığlığı içine gömen bir halkın feryadının resmiydi sanki.

Muhtemelen bu duyguları böyle hisseden tek kişi ben değildim. Yine sanırım benim gibi bir çok insan yıllardan beri içine gömdüğü ruh halini, içinde biriken öfkeyi nasıl anlatacağı konusunda bir çaresizlik içinde. Bu nedenle kimi türkülere, kimi ağıtlara, kimisi de şiirler sığınarak içindekileri anlatmayı deniyor; içindeki acıyı ve biriken öfkesini bu yollarla anlatabilmeyi umuyor.

Her dakika başka bir duygu ağır basıyor içimizde. Bir an tuttuğumuz yasla acımızı içimize gömerken, başka bir anda kabaran öfkemizle haykırmak geliyor içimizden.

Tam da Edip Cansever’in dediği gibi “dağılmış Pazar yerlerine benziyor memleket”. Böyle dağılmış bir memleket manzarası içinde gülemiyoruz hiç birimiz. Çığlığını içine haykıran bir halkın acısı yüreğimizi dağlarken gülemiyoruz. Çünkü biliyoruz ki “gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir.”  

Böyle karma karışığız hepimiz, böyle dağınık haldeyiz işte.

Fakat yine de, şimdilerde, tam da bu günlerde başka bir nokta üzerinde daha fazla düşünmek gerektiğini hatırlatmamızda yarar var.

Asıl şimdi her birimizin içimizde en fazla hissettiğimiz ortak şey olan kocaman bir kırılma duygusundan bahsetmenin tam da zamanı. Üstelik bu kırılma duygusu, bir kırgınlık duyma, kırgınlık hissetme halinden çok daha öte, çok daha büyük, çok daha ağır bir ruh haline işaret ediyor herkeste.

Bunun ‘müesses nizamın’ yasal sınırları içinde bir ifade şekli  var mıdır bilemiyorum. Ama varsa sanırım bunu en güzel şekilde Selahattin Demirtaş söyledi. Demirtaş’ın cenazedeki konuşmasında söylediği çok şey vardı. Fakat sanırım Kürtler bu konuşma içinde en çok “Tahir’i öldüren devlet değil, devletsizliktir” cümlesini duydu. Çünkü büyük olasılıkla artık her Kürdün içinden hissettiği o kırılma durumuna en iyi tercüman olan sözler bunlar olmuştu.

Kürtler bu sözlerden kendince bir şeyler anladı. Peki, o kırılma halinden dolayı ortaya çıkan bu cümleleri siz anladınız mı? Bu ülkenin demokratları, solcuları, sosyalistleri, aydınları, muhafazakârları, dindarları ve diğer her kes, bu sözlerden Kürtlerin ne anladığını, Kürtlerin neler hissettiğini siz anlıyor musunuz sahiden?

Ülkenin sağcılarından umudum yok ama hele de Gezi Ruhunu dilinden eksik etmeyen onca aydın, demokrat, solcu, sosyalistimiz bu cümlenin anlamı üzerine derin derin, uzun uzun düşünmeli bence. Bunu düşünemiyorsak da artık bir ruhtan falan kimse bahsetmesin.

Her gün ve nerdeyse her saat orda insanlar ölürken, çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla insanlar tabutlarda taşınırken dilinize doladığınız Gezi Ruhunun bu çığlık karışışında içine kapanmış, sesi kısılmış bir hale bürünmesi, o coğrafyada bu kırılganlığı derinleştiriyor; bunun farkında mısınız?

Demirtaş bu cümleyi hangi anlamıyla söylemiş olursa olsun o sözlerin o gün orada olan, orada olmasa bile o sözleri duyan yüzbinlerce Kürt için hangi ruh haline karşılık geldiğini ciddi bir şekilde herkes düşünmeli. Kürtler de Türkler de hep beraber düşünmeli ve artık ülkenin hiç bir yerine cenazeler gitmesin diye çaba göstermeliyiz. Ne asker, ne polis ne sivil ne çocuk ne genç kimse ölmesin diye çaba harcamalıyız artık.

Hem de daha fazla geç kalmadan!

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here