Anasayfa Haber Zeynel Özgün yazdı: Toplumsal bir dejavu yaşıyoruz sanki

Zeynel Özgün yazdı: Toplumsal bir dejavu yaşıyoruz sanki

Paylaş

Dersimlilerin hafızasında 12 Eylül dönemi, 1982’de Dersim’e vali olarak atanan Kenan Güven’in yaptıklarıyla, onun akıl almaz uygulamalarıyla özdeşleşir.

Kenan Güven, 12 Eylülün milliyetçi-İslamcı-güvenlikçi ideolojik konseptini kendi kişisel “yaratıcılığını” da katarak uygulamış, bu uygulamalar için Dersim’i adeta bir laboratuvara dönüştürmüştü.

Dersim’de o dönemde yaşananlarla ilgili birçok şey yazıldı, çizildi. Ben, o yıllarda olanlardan sadece bir tanesini, belki de en küçük örneklerinden birini anlatayım.

Dersimli ailelerin çocukları o topraklarda atalarına yaşatılmış acıların büyüttüğü bir hayatın içinde keşfederler ilk gençlik yıllarını.

Her ailenin geçmişten gelen bu acılara olan tanıklığı sözlü anlatımlarla kuşaklar arasında aktarılarak ortak bir hafızaya dönüşür. Bu ortak hafızada biriken acılar, Dersim’de bir arada yaşamış olan halklar arasındaki akrabalık bağına dönüşmüş gibidir. Bu nedenle Dersim’de Osmanlı dönemindeki Alevi-Bektaşi kıyımın da, 1915 Ermeni kıyımın da, 1938 Dersim kıyımın da acısı ortak hafızanın birer parçası gibi canlıdır.

Dersim’de bu ortak acıların içinde yaşamış bir ailenin çocuğu, 1980’li yıllarda PKK’ye katılmıştır. Gerek evrensel hukukta ve gerekse TCK hükümlerinde yer alan ‘suçların ve cezaların bireyselliği’ ilkesi, söz konusu olan Kürtler ve Dersimliler olunca teferruattan ibaret kalır. Kenan Güven’li yılların o ağır koşullarında PKK’ye katılan bu gencin ailesinin her bireyi ayrı ayrı gözaltına alınır, işkenceden geçirilir. Öyle ki birkaç sözcük dışında Türkçe bilmeyen yaşlı annesi ve bedensel özrü bulunan babası bile gözaltına alınır ve işkenceye maruz kalırlar.

Kenan Güven’li o yıllarda, Dersim genelinde katlanılmaz hale gelen baskılar, bu ailenin yaşadığı köyde katmerlenerek uygulanmaya başlanır. Bu durum karşısında bir çıkış yolu bulamayan köylüler, yaşlı babaya bir akıl vererek, onun arazisinden bir parçasını devlete “bağışlamak” için valiliğe başvurmasını önerirler. Bu sayede, herkesi canından bıktıran baskıların bir nebze olsun azalacağını umut ederler. Çünkü o yıllarda valilik Dersim’de her köye bir cami yaptırma gayreti içindedir ve bunun için uygun arazi aramaktadır. Baba, bu öneri üzerine Dersim Valiliğine başvurur ve kendi zorunlu ihtiyaçlarını bile karşılayamadığı arazisinden bir parsel kadarını “devlete bağışlamak” istediğini bildirir.

Valilik “bağışlanan” arsayı hemen değerlendirir, çok kısa süre içinde arsanın üzerine gecekondu gibi, iki gözden oluşan bir bina kondurulur ve alelacele oraya il dışından bir de imam tayin edilir. Köyün camisi tamamdır ve hizmettedir artık.

Fakat Dersimlilerin inançlarında hiçbir yeri bulunmayan cami ve adeta bir misyoner gibi tayin edilen imam köyde hiç rağbet bulmaz. Cami kullanılmadığı gibi, imamın da hiçbir işlevi olmaz. İmam köye tayin edildikten çok kısa bir süre sonra kimseye haber vermeden, bir sabah erkenden köyü terk eder, cami olarak adlandırılan yapı ise, bakımsızlıktan ve kullanılamamaktan dolayı kendi hâklinde eskimeye başlar.

Aradan uzun bir süre geçtikten ve Dersim’e cami furyası anlamsızlaştıktan sonra, arsayı “bağışlayan” ailenin başka bir çocuğu resmi bir başvuru yaparak, “bağışlanan” arsadaki binanın eskimekte olduğunu, arsanın ve söz konusu binanın atıl hale geldiğini, bu nedenle bu yapının ve arsanın kullanılmak üzere iade edilmesini talep eder. Diyanetten verilen cevapta ise mealen “caminin Allah’ın evi olduğu ve kullanım için kimseye verilemeyeceği” şeklinde bir açıklama yapılarak talep reddedilir.

O yapı şimdi ne durumda peki? Aradan geçen onca yıldan sonra, derme çatma bir gecekondu gibi olan ve “cami” olarak yapılmış olan o küçücük bina, kimsenin içine giremeyeceği derecede eski, kirli ve kullanılmaz bir hale gelmiş.

20150716_195736

Peki, aradan geçen bu kadar zamandan ve yaşanan onca acıdan sonra hangi noktaya geldik?

O ailenin babası ve annesi hayatta değiller artık. Köydeki hayat bir şekliyle sürüyor hala.

Kenan Güven’li yıllar geçeli çok oldu, ama son günlerde yine güvenlikçi uygulamalar nedeniyle o köylere ulaşımda zorluk çekiliyor, köyün yakın çevresindeki ormanlar yanıyor, insanlarda yine Kenan Güven’li yılların hatıraları canlanıyor.

Nüfusunun tamamına yakını Alevi olan Dersim’de her köye zorla cami yaptıran ve onları “Sunnileştirmek” için imam tayin eden Kenan Güven’li dönemden sonraki yıllarda ülkenin başka köşelerinde kendini Türklüğün ve İslam’ın koruyucusu olarak gören bazı tosuncuklar ‘misyoner’ avına çıktı.

Herhangi bir gerekçeyle hakkında kovuşturma yapılan insan sayısındaki artış devam ettiği gibi o insanların yakınları, aileleri “olağan şüpheli” muamelesi görmeye devam etti.

Başta Dersim’de olmak üzere “güvenlik” gerekçesiyle köylerin yeniden boşaltılması ile karşı karşıya gelindi.

“Atesit-terörist” vb gibi nitelemelerle muhalif siyasal düşünceye ve farklı inanç gruplarına mensup kesimler yeniden milliyetçi-İslamcı-güvenlikçi konseptin hedefi haline getiriliyor.

Ülke olarak, toplum olarak adeta ürkütücü bir ‘dejavu’ yaşıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş

Yorum yapın

Please enter your comment!
Please enter your name here